İlgili Kanun / Madde
4857 S.İşK/17
T.C
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
Esas No. 2008/37853
Karar No. 2010/31569
Tarihi: 04.11.2010
l İŞÇİNİN ÖNEL VEREREK İŞ SÖZLEŞMESİNİ SONA ERDİRMESİ
l ÖNEL SÜRESİ İÇERİSİNDE İŞÇİNİN ÇALIŞMAMASI
l İHBAR TAZMİNATININ İŞVERENE ÖDEN-MESİNİN GEREKMESİ
l FESİH SEBEBİ İLE BAĞLILIK
ÖZETİ: Somut olayda davalı işçi, 09.02.2007 tarihli dilekçe ile istifa ettiğini bildirmiş, aynı gün istifası kabul edilmiştir. Tek taraflı irade beyanını içeren istifa kabule bağlı değildir. Davalı işçi istifa nedeni olarak işçiye haklı fesih imkânı tanıyan İş Kanunun 24. Maddesinde öngörülen hiçbir maddi olaya dayanmamış, bilahare yargılama aşamasında haklı fesih olgusunu savunmuştur. Taraflar fesih nedeni ile bağlıdır. Davalı, istifa dilekçesinde ihbar önelleri sonuna kadar çalışacağını bildirmesine rağmen işverence istifa hemen işleme konulup, ihbar önelleri içinde çalışması istenilmediğinden işverence ihbar tazminatı talep hakkı doğmaktadır. Davanın kabulü gerekirken reddi hatalıdır.
DAVA: Davacı, ihbar tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini
istemiştir.
Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi I.Polat tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı, davalı işçinin 09.02.2007 tarihinde 4857 Sayılı Yasanın 17.maddesinde belirtilen ihbar önellerine uymaksızın istifa ederek işten ayrıldığını ileri sürerek ihbar tazminatı isteğinin hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı, son bir yıl içinde çalışma şartlarının çok ağırlaşması ve kötüleşmesi, ücret konusundaki dengesizliklerin çözülemez hal almaya başlaması üzerine müvekkilinin 09.02.2007 tarihinden " yerine gelecek personelin temin edilmesine kadar çalışacağını beyan ederek istifa ettiğini davacı şirkete bildirdiğini ve şirketin bunu kabul ettiğini, ayrıca haklı sebeplerle iş akdini feshettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, 09.02.2007 tarihli dilekçesinde işyeri koşullarının ve ücret dengesizliğinden bahsetmemesine rağmen " görevinden istifa ettiğini ancak yerine görev yapacak personelin temin edilmesine kadar firmanın ihtiyacı olduğu durumlarda bilgi ve yardımlarına devam edeceğini " beyan ettiği bu dilekçe üzerine işveren düzenlenen 12.07.2007 tarihli tutanakta ise davacının yasa gereği 8 haftalık ihbar öneline uymaksızın istifa ederek iş akdini feshettiğinden bahisle gerekli işlemlerin yapılmasına ilişkin aynı gün ve istifa ettiği gün işyerine gelmesi gerektiğinin bildirildiği ancak gelmediğinin tutanak altına alındığı: davacı işyeri tarafından düzenlenen tutanak istifanın bildirildiği gün kabul edilip işten ayrılma işlemlerinin yapılmasına konu olup işveren tarafından düzenlenen tutanak kapsamı itibariyle davacı şirketin ihbar tazminatına yönelik talebinin yerinde olmadığı gerekçesi ile isteğin reddine karar verilmiştir.
İhbar tazminatı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık söz konudur.
İş sözleşmesi, taraflara sürekli olarak borç yükleyen bir özel hukuk sözleşmesi olsa da, taraflardan herhangi birinin iş sözleşmesini bozmak için karşı tarafa yönelttiği irade açıklaması ile ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür.
Fesih hakkı, iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran ve karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir haktır.
Maddede düzenlenen bildirimli fesih belirsiz süreli iş sözleşmeleri için söz konusudur. Başka bir anlatımla belirli süreli iş sözleşmelerinde fesheden tarafın karşı tarafa bildirimde bulunarak önel tanıması gerekmez.
İşçinin, belirli süreli iş sözleşmesiyle tam süreli kısmi süreli olarak ya da çağrı üzerine hatta takım sözleşmesiyle çalışması arasında, bildirim öneli tanınması gerekliliği yönünden bir fark bulunmamaktadır. Ancak deneme süreli iş sözleşmesinde karşı tarafa bildirim öneli tanınmasına gerek yoktur.
Fesih bildirimi, bir yenilik doğuran hak niteliğini taşıdığından ve karşı tarafın hukuki alanını etkilediğinden açık ve belirgin biçimde yapılmalıdır. Yine aynı nedenle kural olarak şarta bağlı fesih bildirimi geçerli değildir.
Fesih bildiriminde "fesih'" sözcüğünün bulunması gerekmez. Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Bazen fesih işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir, işçinin işe alınmaması, otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir. Dairemizce, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde, bunu kabul etmeyen işçi yönünden uygulama, işverenin feshi olarak değerlendirilmektedir.
Mevsimlik ya da vizeli yönünden ise, askı süresinin bitiminde veya mevsim başlangıcında işçinin işe çağırılmaması, Dairemizce işverenin feshi olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 9.HD. 18.4.2006 gün 2006/4823 E, 2006/10605 K.).
Fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması, 4857 sayılı İş Kanununun 109. maddesinin bir sonucudur. Ancak yazılı şekil şartı, geçerlilik koşulu olmayıp ispat şartıdır.
Fesih bildirimi karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Ulaşma, muhatabın hâkimiyet alanına girdiği andır.
Fesih bildirimi karşı tarafa ulaşması ile sonuçlarını doğurur ve bundan tek taraflı olarak dönülemez. Dairemizce, daha önce verilen kararlarda, derhal yapılan fesihlerde henüz ihbar tazminatı ödenmemişken ve yine ihbar öneli içinde işçinin emeklilik başvurusu hali. işçinin emeklilik suretiyle feshi olarak değerlendirilmekteydi. Bu halde işçi ihbar tazminatına hak kazanamaz ise de, kamu kurumları bakımından kıdem tazminatı hesabında daha önce borçlanmış olduğu askerlik süresinin dikkate alınması gerekmekteydi. Kamu kurumu işyerleri bakımından askerlik borçlanmasının kıdem tazminatına yansıtılması noktasında işçi lehine olarak değerlendirilebilecek bu husus, işçinin ihbar tazminatına hak kazanamaması yönüyle de işçinin aleyhinedir. Dairemizin, derhal feshin ardından önel içinde işçinin emeklilik için dilekçe vermesi halinde feshin işçi tarafından gerçekleştirildiği görüsü, işe iadeyle ilgili iş güvencesi hükümleri de dikkate alındığında 4857 sayılı İş Kanunun sistematiğine uygun düşmemektedir. Gerçekten açıklanan çözüm tarzında işveren feshi yerine işçinin emeklilik sebebiyle feshine değer verildiğinden, isçi iş güvencesinden de mahrum kalmaktadır. Bu nedenle, işverenin derhal feshinin ardından, işçinin ihbar tazminatı ödenmediği bir anda yaşlılık aylığı için tahsiste bulunmasının işveren feshini ortadan kaldırmayacağı düşünülmektedir. Dairemizce, konunun bütün yönleriyle ve yeniden değerlendirilmesi sonucu, işverence yapılan feshin ardından ve henüz ihbar tazminatı ödenmediği bir sırada işçinin emeklilik için başvurusunun işçinin emeklilik sebebiyle feshi anlamına gelmeyeceği sonucuna varılmıştır. Dairemizin 2008 yılında vermiş olduğu kararlar bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD.26.6.2008 gün 2007/ 24004 E, 2008/ 17671 K.).
Bildirim sürelerine ilişkin 4857 sayılı Iş Kanununun 17. maddesindeki kurallar nispi emredici niteliktedir. Taraflarca bildirim süreleri ortadan kaldırılamaz ya da azaltılamaz. Ancak, sürelerin sözleşme ile arttırılabileceği Kanunda düzenlenmiştir.
Bildirim önellerinin arttırılabileceği yasada belirtilmiş olmakla birlikte bir üst sınır öngörülmemiştir. Dairemiz tarafından, üst sınırı hâkimin belirlemesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 21.3.2006 gün 2006/109 E. 200 6/ 7052 K.). Üst sınırın en çok ihbar ve kötüniyet tazminatlarının toplamı kadar olabileceği belirtilmelidir (Yargıtay 9.HI). 14.7.2008 gün 2007/ 24490 E, 2008/ 20203 K.).
İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır.
Buna göre, öncelikle iş sözleşmesinin Kanunun 24 ve 25. maddede yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve Kanunun 17. maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar öneli tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı söz konusu olacaktır. Yine haklı fesih nedenine rağmen işçi ya da işverenin 26. maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde fesih yoluna gitmemeleri halinde sonraki fesihlerde karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğacaktır.
İhbar tazminatı iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olduğu için, iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Yine, işçinin 1475 sayılı yasanın 14. maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez.
İhbar tazminatının miktarı " bildirim süresine ait ücret olarak Kanunda belirlenmiştir. Buna göre ihbar tazminatı, yasadan doğan götürü tazminat olarak nitelendirilebilir. Bu niteliği itibarıyla B.K. 125. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
İhbar tazminatının hesabında Kanunun 32. maddesinde yazılı olan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülebilir menfaatler de dikkate alınır. Ücret dışında kalan parasal hakların bir yılda yapılan ödemeler toplamının 365' e bölünmesi suretiyle bir günlük ücrete eklenmesi gereken tutar belirlenir.
Somut olayda davalı işçi, 09.02.2007 tarihli dilekçe ile istifa ettiğini bildirmiş, aynı gün istifası kabul edilmiştir. Tek taraflı irade beyanını içeren istifa kabule bağlı değildir.
Davalı işçi istifa nedeni olarak işçiye haklı fesih imkânı tanıyan İş Kanunun 24. Maddesinde öngörülen hiçbir maddi olaya dayanmamış, bilahare yargılama aşamasında haklı fesih olgusunu savunmuştur. Taraflar fesih nedeni ile bağlıdır. Davalı, istifa dilekçesinde ihbar önelleri sonuna kadar çalışacağını bildirmesine rağmen işverence istifa hemen işleme konulup, ihbar önelleri içinde çalışması istenilmediğinden işverence ihbar tazminatı talep hakkı doğmaktadır. Davanın kabulü gerekirken reddi hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04/11/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.