GEÇERLİ FESİH

SAYILAR

Esas No : 2025/1761
Karar No : 2025/1925
Tarihi : 18.07.2025
İlgili Kanun/Madde : 4857 S. İşK/18-21
Yargı Yeri: T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 29. HUKUK DAİRESİ

Ek Başlıklar :

 

 

GEÇERLİ FESİH

İŞÇİ HAKKINDA SUÇ VE SUÇLUYU ÖVME İDDİASIYLA DAVA AÇILMIŞ OLMASI

ŞÜPHE FESHİ

 

Relevant Law / Article

4857 S. İşK/18-21

Docket No.

Decision No.

Date:

Tam Metin

 

ÖZETİ Davacının 15 Temmuz 2016 tarihinde Anayasayı ihlal suçuna teşebbüs edilmesi eylemi ile ilgili olarak “yapamadı beceriksizler”, “ben de olsam aynısını yapardım” sözlerini sarf ettiği hem ceza davası içeriği hem de iş bu dosya içeriği ile sabittir. Dolayısıyla davacının sarf ettiği sözler değerlendirildiğinde; ceza hukuku açısından suçun unsuruna tesir eden aleni olmayan ortamda demokrasi ve devletin tüm kurumlarına yönelik darbe teşebbüsünü gerçekleştiren suçluları över nitelikte ve onların yanında taraf olabileceğine dair kanaatini göstermektedir. Davacının aleniyet unsurunun yokluğu nedeniyle suç teşkil etmediği kabul edilen sözlerinin sabit kabul edilmesinin yanı sıra çalıştığı Kurumun güvenlik kurumu olması, Kurumun konumu, stratejik yapısı ile birlikte fesih tarihi itibarıyla ilk derece mahkemesince mahkumiyet kararı verilmiş olduğu hususu da dikkate alındığında; davalı işveren açısından fesih tarihinde feshi gerçekleştirmeye yeter derecede şüphenin oluştuğunun kabul edilmesi gerektiği, bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememek yüzünden oluşan kararsızlıktan dolayı kesin bir yargıya varamayan davalının mahkumiyet içeren yargı kararına rağmen şüphe duymamasının, iş ilişkisini devam ettirmesinin, kaldı ki terör örgütünü ve suçu övdüğüne dair kuvvetli şüphe bulunan bir işçiyle iş ilişkisini devam ettirmesinin stratejik önemi haiz davalı işverenden beklenemeyeceği, davalı işverenin feshi anında şüpheyi haklı kılan şüphe edilen eylemin işlendiğinin büyük bir ihtimal dâhilinde olduğu sonucunun ortaya çıktığının ve feshin geçerli nedene dayandığının kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Somut olayda gerçekleşen şüphenin, davalı işverenin işçiye duyduğu güveni zedelediği ve işçiyi çalıştırmaya devam etmesinin mümkün olmadığı açıktır. Hâl böyle olunca Mahkemece feshin geçerli sebebe dayandığı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu değerlendirilerek; asıl davada istenilen disiplin cezasının iptali ile birleşen davada istenilen işe iade taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kanaatine varılmıştır.

 

Kesinleşen 27/01/2021 Tarih 2020/2744 Esas 2021/96 Karar sayılı karara karşı davacı tarafın Anayasa mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm 26/2/2025 tarihli kararı ile “Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, … Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kısmındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, …kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi (E.2020/2744, K.2021/96) iletilmek üzere Kırıkkale 1. İş Mahkemesine (E.2018/338, K.2020/74) GÖNDERİLMESİNE, karar verilmesi üzerine gönderilen ve Dairemizin yukarıda belirtilen esasına kaydedilen dosya kapsamının incelenmesi sonucu;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü emrinde çalışırken mesai arkadaşlarından birinin suç yöneltmesi neticesinde davacı hakkında Terör Örgütü Propagandası yapmak suçundan Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan 2017/263 Esas sayılı kamu davasında yapılan yargılama sonunda eyleminin suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğundan bahisle TCK’ nın 215/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına dair verilen mahkumiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurduklarını, dosyanın halen Bölge Adliye Mahkemesi’nde derdest olduğunu, mahkumiyet kararı kesinleşmeden Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü işçi disiplin kurulunun 26.06.2018’de toplanması ile yasa ve sözleşme hükümlerine aykırı olarak 15.03.2017 – 28.02.2019 tarihleri arasında yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesi’nin 53/B-Ek 1 cetvelinin 16. maddesinde belirtilen “Anayasaya aykırı bir ideolojiyi yaymaya çalışmak, terör ve şiddet olaylarına karışmak veya sabotaja yönelik fiillerde bulunmak suçunu işlediği öne sürülerek ikiye karşı iki oyla (başkanın inisiyatifiyle) işten çıkarıldığını, ceza davasının kesinleşmesi beklenilmeden iş akdini haksız olarak feshetmenin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ilk derece ceza mahkemesinde suçu ve suçluyu övme suçundan dolayı cezalandırılmasına rağmen eylemin sübutu kabul edilmiş olsa dahi işten çıkarılmanın dayandırıldığı maddede sayılan herhangi bir eylemin bulunmaması nedeniyle madde hükmünün tatbik edilemeyeceğini ileri sürerek, davacının işten çıkartılmasına ilişkin disiplin cezasının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili tarafından davacının işe iadesi istemiyle açılan Kırıkkale 2. İş Mahkemesi 2018/430 Esas – 2019/102 Karar sayılı dava dosyasının 07.03.2019 tarihli kararla iş bu dava dosyası ile birleştirildiği görülmüştür.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın haksız ve yersiz olduğundan reddini, davanın idarenin işlem ve eyleminin iptaline yönelik olduğundan hareketle görev yönünden İdari Yargı’da görülmesi gerektiğini, savcılık iddianamesi neticesinde “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan dava açılmışsa da mahkemece “Suçluyu Övme” suçunu oluşturduğu yönünde değerlendirildiğini ve davacının 10 ay hapis cezası aldığını, ayrıca davacı hakkında disiplin soruşturması yapıldığını ve işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, işçi disiplin kurulunca davacı hakkında 15.03.2017 – 28.02.2019 tarihleri arasında yürürlükte bulunan 3. Dönem Toplu İş Sözleşmesi 53/B de belirtilen “Anayasa dışı bir ideolojiyi yaymaya çalışmak, terör ve şiddet olaylarına karışmak veya sabotaja yönelik fiillerde bulunmak” disiplin suçunu işlediği gerekçesi ile sözleşmeye uygun işten çıkarma cezası verilmiş olması nedenlerinden dolayı davalı idarenin yapmış olduğu iş ve işlemlerin hukuka ve sözleşme hükümlerine uygun olduğunu, bu nedenle davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesince;”… Mahkememizde yapılan yargılama sonunda usul ve yasaya uygun, gerekçeli, denetime açık bulunarak hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü İşçi Disiplin Kurulu 26.06.2018 tarih ve 2018/1 karar numaralı disiplin cezasının davacının cezaya dayanak suçu (terör örgütü propagandası yapma, suçu ve suçluyu övme) işlemediğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4.Ceza Dairesi 12.12.2019 tarih, 2018/2115 Esas, 2019/757 Karar sayılı ilamı ile sabit olması nedenleri ile usul ve yasaya uygun olmadığından İPTALİNE, davacının iş güvencesi kapsamında bulunduğu hizmet sözleşmesi feshinin haklı ve geçerli nedene dayanmadığı kanaatine varılarak Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki İŞE İADESİNE karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur …” gerekçesiyle asıl dosya yönünden Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü İşçi Disiplin Kurulu’nun davacının işten çıkartılmasına ilişkin disiplin cezasının iptaline, birleşen dosyada ise davalı işverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının davalı Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki işine iadesine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri; davanın idarenin işlem ve eyleminin iptaline yönelik olduğundan görev yönünden idari yargıda görülmesi gerektiğini, davacı hakkında Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/263 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde suçluyu övme suçundan verilen mahkumiyet hükmü gereğince hakkında disiplin soruşturması yapılarak yürürlükteki toplu iş sözleşmesine göre işten çıkarma cezası verildiğini, idarenin yapmış olduğu iş ve işlemlerin hukuka ve sözleşme hükümlerine uygun olduğunu ileri sürmüştür.

 DAİREMİZİN KARARI:

Davacının Kırıkkale C.Başsavcılığı’nın 08/11/2016 gün ve 2016/217 Esas sayılı iddianamesinde belirtilen ve kendisi ile birlikte tanık arasında otomobil içerisinde başka bir kimsenin bulunmadığı bir ortamda gerçekleşen konuşması sırasında söylediği ve ceza yargılamasına konu sözlerinin, suçu ve suçluyu övme suçunun yasal unsurlarını taşımadığı ancak bu durumun davalı işveren açısından davacı işçisine karşı duyduğu şüphe ve aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açacak nitelikte olup iş ilişkisinin işveren açısından devam ettirilmesi beklenemez. Davacının suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat etmiş olması dikkate alındığında, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının ileride açılması muhtemel kıdem ve ihbar tazminat davasında değerlendirilebilecek bir husus olduğu, bu aşamada feshin geçerli nedene dayandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, asıl davada istenilen disiplin cezasının iptali ile birleşen davada istenilen işe iade taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünden hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. ” şeklindeki gerekçeyle

“… A) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353-(1) b)2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

  1. B) I-Asıl dosya yönünden; davacının Kırıkkale Valiliği, İl Emniyet Müdürlüğü İşçi Disiplin Kurulu’nun 26/06/2018 tarih ve 2018/1 Karar sayılı davacının işten çıkartılmasına ilişkin disiplin cezasının iptaline yönelik talebinin REDDİNE,…

II-Birleşen dosya yönünden; davacının işe iade talebinin REDDİNE, …” karar verilmiştir.

 BİREYSEL BAŞVURU:

Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI:

Anayasa Mahkemesinin 26.02.2025 tarihli ve2021/12977Başvuru numaralı kararında;

” …18. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun sarf ettiği sözlerin neler olduğunu kararında belirtmediği gibi bu sözlerin işveren ile arasında bulunan güven ilişkisini nasıl zedelediğini açıklamamıştır. Öte yandan başvurucu ceza yargılaması neticesinde beraat etmiş olsa da ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin iş akdinin feshine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi ceza yargılamasında yer alan verileri değerlendirerek feshin hukuka uygun olup olmadığı konusunda görüşünü ortaya koymalıdır.

  1. Sonuç olarak gerekçeli kararda, işveren yönünden başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, başvurucunun yargılamanın esasına tesir eder nitelikteki iddia ve itirazlarının incelenmediği ve bu iddiaların karşılanmadığı görülmüştür. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
  2. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
  3. Başvurucu tarafından suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ve masumiyet karinesinin de ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca birinceleme yapılmasının gerek olmadığı değerlendirilmiştir. ...” şeklindeki gerekçe ile davacının Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.

GEREKÇE:

Anayasa Mahkemesince dosyanın dairemize gönderilmesinden sonra Dairemizce ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgeler dosyaya kazandırılmıştır.

Taraflar arasında; yargı yolu, iş akdinin davalı işveren tarafından geçerli nedenle feshedilip edilmediği dolayısıyla davacının işe iadesine karar verilip verilemeyeceği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Her ne kadar yargı yolunun caiz olmadığı ileri sürülmüş ise de; davacı 4857 sayılı Kanun kapsamında işçi sayıldığından taraflar arasındaki ilişkinin statü hukuku kapsamında olmaması sebebiyle ihtilafın adli yargıda çözümlenmesi gerekir.

” … 1. 4857 sayılı Kanun’un 18 inci maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (II) numaralı bendinde öngörülen ve işverene derhal fesih yetkisi tanıyan haklı sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması hâlinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz. Yargılama sırasında bu sebeplerin ağırlıkları her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. İşçinin iyiniyet ve ahlak kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hâle gelmişse, diğer bir anlatımla güven temeli çökmüşse işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı doğar. Buna karşılık, işçinin davranışı taraflar arasında bulunması gereken güven temelini çökertecek ağırlıkta bulunmamakla, iş ilişkisine devamı tam anlamıyla çekilmez hâle getirmemekle birlikte, işin normal işleyişini bozuyorsa, işyerindeki uyumu olumsuz yönde etkiliyor ve işverenden bu nedenle iş ilişkisini yürütmesi normal olarak beklenemiyorsa 4857 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin birinci fıkrası gereği geçerli fesih hakkı doğar.

  1. İş ilişkisinde işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Şüphe, fesih anında mevcut belirli objektif vakıa ve emarelere dayanmalıdır. İşverenin sırf subjektif değerlendirmesi yeterli olmayıp, yapılan incelemede işçinin şüphe edilen eylemi işlediğinin büyük bir ihtimal dâhilinde olduğu sonucunun ortaya çıkması gerekir. …” (Yargıtay 9 HD 2023/19142 E. – 2023/18819 K.)

” … Şüphe feshi, işverenin işçisinin suç işlediği veya iş sözleşmesine esaslı şekilde aykırı davrandığını ispatlayamadığı veya henüz ispatlayacak durumda olmadığı hallere özgü istisnai nitelikte bir fesih türüdür.

Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı giderilemeyen şüphe, güvenin yoğun olduğu iş ilişkisinde, işverenin o işçiden beklediği işgörme ediminin ifasını anlamsız hale getirir. İşçinin kişiliğinin önemli bir yer tuttuğu iş sözleşmesinde, işverenin duyduğu güçlü şüphe işçinin o iş için uygunluğunu da ortadan kaldırır. (Yenisey, Şüphe feshi, Sicil İş Hukuku D., Eylül 2008, s. 66) Bu yönüyle şüphe feshi, işçiye verilen bir ceza olmamakla birlikte, işverenin kendisinin ve işletmesinin menfaatlerini korumak için sözleşmesel bir araçtır (Baysal, Şüphe Feshi Kavramı ve Şüphe Feshine İlişkin Yargıtay Kararlarının Değendirilmesi, Sicil İş Hukuku D, 2016/35, s. 89)

Şüphe feshi için, bu şüpheyi haklı kılan ciddi, önemli ve somut vakıaların varlığının ispatı gerekmektedir. Ancak burada ispatı gereken şey vakıanın kendisi değil, şüpheyi haklı kılan vakıadır. Nitekim, işçinin davranışının İş Kanununda düzenlenen haklı veya geçerli sebeplerden birisi kapsamında olduğu açıkça anlaşılmakta ise, böyle bir durumda zaten şüphe feshi yapılamaz. Şüphe feshinin tayininde, sırf işverenin sübjektif değerlendirmesi yeterli değildir. Buna göre, şüpheye ait unsurların mevcut olup olmadığı, söz konusu şüphenin işverenin işçiye duyduğu güveni ağır biçimde zedeleyip zedelemediği ve son olarak bu şüphe sebebiyle işverenin işçiyi çalıştırmaya devam edip edemeyeceği her somut olayın özelliğine göre, hakim tarafından resen değerlendirilmelidir.”(Yargıtay 22 HD 17.10.2017 Tarih 2017/40841E. – 2017/21915 K.)

Somut uyuşmazlıkta; Kırıkkale Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü İşçi Disiplin Kurulu’ nun 2018/01 Karar nolu 26/06/2018 tarihli “… Kırıkkale İl Emniyet Müdürlüğü Lojistik Şube Müdürlüğü emirinde görevli Sürekli İşçi A. Ç’nin 19.07.2016 tarihinde Müdüriyet Makamına hitaben tutmuş olduğu rapor ve 27.07.2016 tarihinde alınan ifadesinde; 19/07/2016 günü saat: 17.30/18.00 saatleri arasında görev değişimi için 20 71 kod nolu Nöbetçi Müdürü aracı ile Sürekli İşçi S. K’ı evine bırakmak için seyir halinde olduklarını, araç içerisinde konuştukları esnada S. K.’a hitaben “Allah esirgedi, korudu, darbe olmadı çok şükür, geçmiş olsun” dediğini, S. K.’ın da “yapamadı beceriksizler” dediğini, bunun üzerine kendisinin de ” neden böyle diyorsun bak o kadar şehidimiz var, polislerden ölenler oldu” dediğini, Serkan’ın da “ben de olsam aynısını yapardım” dediğini, bunun üzerine tekrar kendisinin, “devletin hali çok mu kötü, devlet kötüyemi gidiyor ki böyle olmasını istedin, senin kafana sıcak geçmiş” dediğini beyan ettiği, …

Sürekli İşçi S. K. hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığının 11.08.2016 tarih ve Soruşturma No:2016/5695- Esas No:2016/3254- İddianame No:2016/217 sayısı ile iddianame düzenlendiği, Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin Dosya No:2017/263 Esas sayısına kayden Kamu Davası açıldığı 13.02.2018 tarihli duruşma sonucunda ise; “Sanığın her ne kadar terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılması istemi ile dava açılmış ise de sanığın eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde suç ve suçluyu övme suçu kapsamında kaldığı anlaşılmakla eylemine uyan TCK’nun 215/1. Maddesi uyarınca suçun işleniş şekli ve özellikleri, suçun işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığı, kastın yoğunluğu nazara alınarak sanığın 10 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, … neticesinde ise 8 Ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, bunun üzerine anılan karara karşı S. K.’ın istinafta bulunduğu ancak istinafın neticelenmediği,

….

15.03.2017-28.02.2019 tarihleri arasında yürürlükte bulunan; 3. Dönem İşletme toplu iş sözleşmesinin 53’üncü maddesinin B. Fıkrasında belirtilen Ek:1 cetvelinin 16. maddesinde belirtilen “Anayasa dışı bir ideolojiyi yaymaya çalışmak, terör ve şiddet olaylarına karışmak veya sabatoja yönelik fiilerde bulunmak.” disiplin suçunu işlediği tespit edildiğinden; kurul üyeleri M. Ç ve B. A’ün İŞTEN ÇIKARTMA cezası ile cezalandırılması yönünde oy kullanmaları, diğer üyelerin ise ŞERH OLARAK: “S. K.’ın aldığı cezanın mahkemece ertelenmesine karar verilmiştir dolayısıyla İşçi tutuklu ve hükümlü değildir. Öte yandan aldığı Ceza Suç Ve Suçluyu Övmeye ilişkindir. Terör Örgütü Üyesi olmak veya Terör Örgütü Propagandası yapmak gibi bir suçu bulunmamaktadır. Dolayısıyla işlediği fiil TİS’in hakkında uygulanması istenen Ek 1 cetvelinin 16.maddesindeki fiile vücut vermemektedir. O derecede ağır bir fiil değildir. Tüm bu hususlar çerçevesinde feshe gidilmesi doğru ve hukuka uygun değildir” şeklinde görüş bildirerek 3. Dönem işletme toplu iş sözleşmesinde bu fiilin karşılığı olan suçu maddesinin bulunmadığı belirtilmiştir.

Oyların eşitliği ortaya çıkmış bunun üzerine 3. Dönem işletme toplu iş sözleşmesinin Disiplin Kurulu Disiplin Cezaları Ve Uygulama Esasları Başlıklı 53.maddesinde; “… Oyların eşit çıkması halinde başkanın oyu iki oy sayılır …” denildiğinden, başkan M. Ç.’in İŞTEN ÇIKARTMA cezası ile cezalandırılması yönünde oy kullanmış olması nedeniyle sürekli işçi S. K.’ın İŞTEN ÇIKARTMA cezası ile cezalandırılmasına, … oy çokluğu ile karar verildi ” şeklindeki kararı ile toplu iş sözleşmesinin 53. maddesinin B fıkrasında belirtilen Ek: 1 cetvelinin 16. maddesindeki Anayasa dışı bir ideolojiyi yaymaya çalışmak, terör ve şiddet olaylarına karışmak veya sabotaja yönelik fiillerde bulunmak suçunu işlediği tespit edildiğinden gerekçesiyle davacının işten çıkartılmasına karar verildiği, davacıya fesih bildiriminin yapıldığı anlaşılmıştır.

Fesih, sürekli işçi A. Ç’nin 19/07/2016 günü saat: 17.30/18.00 saatleri arasında görev değişimi nedeniyle davacıyı evine bırakmak için seyir halinde araç içerisinde oldukları esnada aralarında geçen konuşma sırasında davacıya hitaben “Allah esirgedi, korudu, darbe olmadı çok şükür, geçmiş olsun” demesi üzerine, davacı S. K’ın “yapamadı beceriksizler” şeklindeki cevabına karşılık “neden böyle diyorsun bak o kadar şehidimiz var, polislerden ölenler oldu” şeklindeki sözlerine cevaben davacı S. K’ın “ben de olsam aynısını yapardım “dediği ve bunun üzerine A. Ç’nin, “devletin hali çok mu kötü, devlet kötüyemi gidiyor ki böyle olmasını istedin, senin kafana sıcak geçmiş” şeklinde verdiği karşılıktan oluşan aralarında geçen diyalog sırasında davacının belirtilen sözleri nedeniyle davacı hakkında açılan ceza davasında yapılan yargılama sonucu verilen mahkumiyet kararından sonra ancak kararın kesinleşmesinden önce gerçekleştirilmiştir.

Feshin dayanağı, Kırıkkale C. Başsavcılığı’nın 08/11/2016 gün ve 2016/217 Esas sayılı iddianamesinde (ve yukarıda) belirtilen ve davacı ile birlikte tanık A. Çi.arasında otomobil içerisinde başka bir kimsenin bulunmadığı bir ortamda gerçekleşen konuşma sırasında davacının söylediği belirtilen sözleri nedeniyle hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde; eylemin “suçu ve suçluyu övme” olarak nitelendirilerek Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/263 Esas, 2018/40 Karar sayılı dosyasında kurulan 13/02/2018 tarihli mahkumiyet hükmü Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 2018/2115 Esas, 2019/757 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak suçun unsurları oluşmadığından davacı sanığın CMK 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verildiği ve kararın 07/01/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Her ne kadar yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kamu davasında davacının beraatine karar verilmiş ise de; karar gerekçesinde ifade edilen”… Açıklamalara göre sanığın eylemi değerlendirildiğinde, tanık ile sanık arasında geçen konuşmanın otomobil içerisinde ve aleni olmayan bir ortamda gerçekleştiği, başkalarının bu konuşmayı duymadığı gibi, kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığından söz edilemeyeceği ortadır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, iki kişi arasında otomobil içerisinde başka kimsenin bulunmadığı bir ortamda gerçekleşen konuşma sırasında söylenilen yargılamaya konu sözlerin, ... ” şeklindeki gerekçeyle fesih sebebi eylemin kabul edildiği ancak suçun unsurlarından aleniyet unsurunun gerçekleşmemiş olması nedeniyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Davacının 15 Temmuz 2016 tarihinde Anayasayı ihlal suçuna teşebbüs edilmesi eylemi ile ilgili olarak “yapamadı beceriksizler“, “ben de olsam aynısını yapardım” sözlerini sarf ettiği hem ceza davası içeriği hem de iş bu dosya içeriği ile sabittir. Dolayısıyla davacının sarf ettiği sözler değerlendirildiğinde; ceza hukuku açısından suçun unsuruna tesir eden aleni olmayan ortamda demokrasi ve devletin tüm kurumlarına yönelik darbe teşebbüsünü gerçekleştiren suçluları över nitelikte ve onların yanında taraf olabileceğine dair kanaatini göstermektedir. Davacının aleniyet unsurunun yokluğu nedeniyle suç teşkil etmediği kabul edilen sözlerinin sabit kabul edilmesinin yanı sıra çalıştığı Kurumun güvenlik kurumu olması, Kurumun konumu, stratejik yapısı ile birlikte fesih tarihi itibarıyla ilk derece mahkemesince mahkumiyet kararı verilmiş olduğu hususu da dikkate alındığında; davalı işveren açısından fesih tarihinde feshi gerçekleştirmeye yeter derecede şüphenin oluştuğunun kabul edilmesi gerektiği, bir olguyla ilgili gerçeğin ne olduğunu kestirememek yüzünden oluşan kararsızlıktan dolayı kesin bir yargıya varamayan davalının mahkumiyet içeren yargı kararına rağmen şüphe duymamasının, iş ilişkisini devam ettirmesinin, kaldı ki terör örgütünü ve suçu övdüğüne dair kuvvetli şüphe bulunan bir işçiyle iş ilişkisini devam ettirmesinin stratejik önemi haiz davalı işverenden beklenemeyeceği, davalı işverenin feshi anında şüpheyi haklı kılan şüphe edilen eylemin işlendiğinin büyük bir ihtimal dâhilinde olduğu sonucunun ortaya çıktığının ve feshin geçerli nedene dayandığının kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Somut olayda gerçekleşen şüphenin, davalı işverenin işçiye duyduğu güveni zedelediği ve işçiyi çalıştırmaya devam etmesinin mümkün olmadığı açıktır. Hâl böyle olunca Mahkemece feshin geçerli sebebe dayandığı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu değerlendirilerek; asıl davada istenilen disiplin cezasının iptali ile birleşen davada istenilen işe iade taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kanaatine varılmıştır.

Kabule göre; davalı kurum harçtan muaf olduğu halde davalı aleyhine harca hükmedilmiş olması da hatalıdır.

Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A)Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353-(1) b)2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

B)I-Asıl dosya yönünden; davacının Kırıkkale Valiliği, İl Emniyet Müdürlüğü İşçi Disiplin Kurulu’nun 26/06/2018 tarih ve 2018/1 Karar sayılı davacının işten çıkartılmasına ilişkin disiplin cezasının iptaline yönelik talebinin REDDİNE,

1-Alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 35.90 TL peşin harcınmahsubu ile bakiye 579,50 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

2-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.’ye göre hesaplanan 30.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

II-Birleşen dosya yönünden; davacının işe iade talebinin REDDİNE,

1-Alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 35.90 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 579,50 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

2-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.’ye göre hesaplanan 30.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

4-Dava şartı arabuluculuk gideri 280,00 TL’nin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

5-Taraflarca yatırılan gider/delil avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,

C)İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

D)Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan istinaf karar harcı hususunda karar verilmesine yer olmadığına,

E)Davalı tarafça yapılan 54,50 TL istinaf giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

F)6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359-(4) maddesi gereğince kararın tebliği, 302-(5) maddesi gereği ise harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda asıl dosya yönünden 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/b maddesi uyarınca mahiyeti itibariyle KESİN olmak üzere birleşen dosya yönünden 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/a maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca mahiyeti itibariyle KESİN olmak üzere 18/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

BENCE

zamir: ben
bir