DAVALININ İLERİ SÜRDÜĞÜ VAKALARLA BAĞLI OLDUĞU

SAYILAR

Esas No : 2026/3089
Karar No : 2026/5751
Tarihi : 17.06.2026
İlgili Kanun/Madde : 4857 S. İşK/25 - 1475 S. İşK/14
Yargı Yeri: T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ

Ek Başlıklar :

 

  • DAVALININ İLERİ SÜRDÜĞÜ VAKALARLA BAĞLI OLDUĞU
  • ÖNCE İŞ SÖZLEŞMESİNİN OLMADIĞINI DAHA SONRA BORCUN ÖDENDİĞİNİ İLERİ SÜRMEK VAKANIN DEĞİŞTİRİLMESİ ANLAMINA GELDİĞİ
  • VAKANIN ANCAK ISLAH YA DA KARŞI TARAFIN OLURU İLE DEĞİŞTİRİLEBİLECEĞİ

Tam Metin

ÖZETİ Sonuç olarak davalı işveren sözleşmenin varlığını inkar ederek sözleşmeden dolayı borçlu olmadığını ileri sürmüş daha sonrasında davacıya bu sözleşmeden kaynaklanan alacakların banka hesabına yatırıldığını ileri sürerek vakıayı değiştirmiştir. Belirtmek gerekir ki, davalı ileri sürdüğü vakıa ile bağlı olup bu konudaki savunmasını ancak ıslah yada davacı tarafın muvafakati ile değiştirebilir. Davacı taraf savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediğini bildirmiştir. Islah işlemi de söz konusu olmadığına göre davalının bu savunmasına değer verilerek ödeme yapıldığının kabulü usule aykırı olmuştur.

Kaldı ki davacı söz konusu banka hesabının Şirket ortaklarının şahsi borçları için kullandığı ortak hesap olduğunu ileri sürmüştür. Nitekim bilirkişi de bu hesapta davacının iddiası doğrultusunda Şirket Şirket çalışanı, ortak, ortak yakınları tarafından yapılan bir kısım ödemelerin Şirket ortaklarının kişisel borçlarına ilişkin olduğu tespitiyle hesaplamaya dâhil etmemiştir.

Hâl böyle olunca dava konusu alacağa ilişkin davalı Şirket tarafından davacıya yapılmış bir ödeme mevcut olmadığından dava konusu alacağın sözleşme ekinde sunulan hesaplama yöntemine ve şirket ticari defterlerine göre hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

  1. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı işyerinde 04.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmek üzere karşılıklı hizmet akdi imzaladığını, söz konusu sözleşmeye göre, doktor olarak görev yapan müvekkilinin Özel Hatem Hastanesinde Mesul Müdür olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin yaklaşık 3 yıl boyunca başhekim olarak çalıştığı Hastaneden 2015 yılının ortalarında ayrıldığını, o zamana kadarki maaşlarını aldığını ancak sözleşmede belirtilen alacakların kendisine ödenmediğini belirterek hakediş bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

  1. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıyla yapılan böyle bir sözleşmenin Şirket kayıtlarında bulunmadığını, belirsiz alacak davası açılamayacağını, davacının müvekkili Şirket nezdindeki çalışmalarının karşılığını tam olarak aldığını, davacının müvekkilden hiçbir alacağının olmadığını, davacının tamamen haksız kazanç elde etme çabasında olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;  09.02.2024 tarihli bilirkişi raporunda davacının hak edişinin 736.494,06 TL olduğu tespit edildiği, yine davacının hesabından yatırım hesabına gönderilen tutarların takibin yapılamadığı tespit edildiğinden banka alanında uzman bilirkişilerden oluşan heyetten 23.12.2024 tarihli ek rapor alındığı, bu rapor dikkate alındığında davacının bu yatırım hesabına davalı Şirket çalışanı, ortak ve ortak yakınları tarafından davacının hesabına yatırılan tutarların 3.229.853,25 TL olduğu, davacının ise davalı Şirket ortak, ortak yakını ve çalışanları adına yaptığı ödemelerin (eft, havale, virman, fatura ödemesi, nafaka ödemesi vs.) ise 04.07.2014-08.04.2015 tarihleri arasında 1.155.561,00 TL olduğunun tespit edildiği,3.229.853,25 – 1.155.561,00 = 2.074.292,25 TL gibi bir miktarın davacının hesabında kaldığı, yine davacının hak ediş miktarının 736.494,06 TL olduğu nazara alındığında davacının bakiye bir hakediş alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  1. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Mahkemece kaldırma kararı sonrası alanında uzman mali müşavirlerden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek alınan raporun dosya kapsamına uygun, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, bankacı bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyeti tarafından banka kayıtlarında davacının hesabında yer alan para giriş çıkışları incelenerek alınan raporda, davacının mali müşavirler tarafından tespit edilen hak ediş ücretlerini aldığı, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

  1. TEMYİZ
  2. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde:

  1. Davacının hak ediş ücretinin ödenmediğini,
  2. Bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, davacının hesabına para yatırdığı iddia edilen B.C., Ş.A., A.Ö., Ç.Y., M.G., Ş.B. ve E.F. isimli kişilerin Şirketle bağlantısı bulunmadığını, Şirket kayıtlarında Şirket adına maaş ödemesi dışında yatırılan hak ediş ödemesi bulunmadığını, davanın kabulü gerektiğini ileri sürmüştür.
  3. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, davacının hak ediş alacağının bulunup bulunmadığı, işverence bu alacağa ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkindir.

6100 sayılı Kanun’un “Taraflarca getirilme ilkesi” başlıklı 25/1 hükmü şu şekildedir:

“Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz”.

Kanun’un “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesi ise şu düzenlemeyi içermektedir:

“(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.

(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.”

İddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi ile kastedilen vakıaların, talep sonucunun ya da savunma sebeplerinin değiştirilmesi veya yeni vakıalar, talepler ya da savunma sebepleri ilave edilerek genişletilmesidir (Ali Cem Budak, Varol Karaarslan, Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2021, s. 215).

6100 sayılı Kanun’un “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı” kenar başlıklı 319. maddesinde; iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının dava açılmasıyla, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının ise cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başladığı ifade edilmiştir. 6100 sayılı Kanun’un322. maddesi atfıyla basit yargılama usulünde de uygulanan aynı Kanun’un 141/2 hükmüne göre ise “İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır”.

Somut uyuşmazlıkta; dava dilekçesi ekinde sunulan 04.07.2012 tarihli iş sözleşmesinin 5. maddesi; “Sabit ücret aylık 6000 TL’ dir. Ayrıca 2012 yılı ve takip eden yıllar için (aksine bir karar alınıncaya kadar) örneği ekte bulunan “Ocak-Aralık 2011 yılı Nakit Akış Tablosundaki 9 Ana başlık halinde verilen Tahsilatlar / Yatırımlar dikkate alınarak Ödemeler sütunu ile Tahsilatlar Sütunu farkından cironun % 10′ u çıkartılmak suretiyle bulunan rakamın 1/3′ ü hak ediş olarak her yılın ilk ayında mesul müdüre ödenecektir. “şeklinde düzenlenmiş, sözleşme ekine örnek kabilinden 2011 yılı nakit akış tablosu konularak hesaplamanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır.

Davalı işverence taraflar arasında imzalanan böyle bir sözleşmenin bulunmadığı iddia edilerek aslının sunulması talep edilmiş, aslı sunulan sözleşmeye de imzaların şirket yetkililerine ait olmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiş, itiraz nedeniyle imza incelemesinde bulunulmuştur. Adli Tıp Uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda imza örnekleri karşılaştırılarak imzaların Şirket yetkililerine ait olduğu tespit edilmiştir.

Davalı işveren bu kez davacının hesabına şirket çalışanı, ortak ve ortak yakınları tarafından yüksek miktarda para yatırıldığını iddia ederek davacıya haklarının ödendiğini savunarak liste sunmuş, davacı vekili davalı vekilinin sunduğu delillerin savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olup bu delillerin toplanmasına muvafakat etmediklerini bildirmiş, davacının TEB hesabının Şirket ortaklarının şahsi borçları dâhil (nafaka, burs, telefon, doğalgaz, elektrik, su, internet, vergi, kredi kartı ödemesi, hastane giderleri gibi) ödemeler için kullanıldığını, davacının Şirket hesabından para çekme yetkisinin bulunmadığını, bunun davalı tanığı T.K’nın beyanıyla sabit olduğunu, davacıya hak ediş ödemesinin yapılmadığını belirtmiştir.

Davacıya ait TEB hesabının incelenmesinde şahsi hesaptan çok ortak hesap gibi kullanıldığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak davalı işveren sözleşmenin varlığını inkar ederek sözleşmeden dolayı borçlu olmadığını ileri sürmüş daha sonrasında davacıya bu sözleşmeden kaynaklanan alacakların banka hesabına yatırıldığını ileri sürerek vakıayı değiştirmiştir. Belirtmek gerekir ki, davalı ileri sürdüğü vakıa ile bağlı olup bu konudaki savunmasını ancak ıslah yada davacı tarafın muvafakati ile değiştirebilir. Davacı taraf savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediğini bildirmiştir. Islah işlemi de söz konusu olmadığına göre davalının bu savunmasına değer verilerek ödeme yapıldığının kabulü usule aykırı olmuştur.

Kaldı ki davacı söz konusu banka hesabının Şirket ortaklarının şahsi borçları için kullandığı ortak hesap olduğunu ileri sürmüştür. Nitekim bilirkişi de bu hesapta davacının iddiası doğrultusunda Şirket Şirket çalışanı, ortak, ortak yakınları tarafından yapılan bir kısım ödemelerin Şirket ortaklarının kişisel borçlarına ilişkin olduğu tespitiyle hesaplamaya dâhil etmemiştir.

Hâl böyle olunca dava konusu alacağa ilişkin davalı Şirket tarafından davacıya yapılmış bir ödeme mevcut olmadığından dava konusu alacağın sözleşme ekinde sunulan hesaplama yöntemine ve şirket ticari defterlerine göre hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.

  1. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
  2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

17.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.