ÖZETİ Somut olayda, davacının özlük dosyasında davacının feshe gerekçe yapılan eylemlerine yönelik somut delil ibraz edilmediği, feshe gerekçe yapılan eylemlerin ispatı bakımından tanık dinletildiği, davalı tanıklarının; davacının raporlamama yapmaması, yazılı ve sözlü bilgi talebine rağmen düzenli rapor sunmaması, gemide yapılan işlerde zarar edilmesine neden olması gibi sebeplerle iş akdinin feshedildiğinin beyan edildiği, tanıkların beyan ettiği raporlama yapılmaması yada istenilen bilgilerin eksik ve hatalı bildirilmesi hususlarının haklı fesih nedeni olarak kanunda sayılmadığı, davalı işverenin uğradığı zararın tespiti bakımından ise dosyada somut delil bulunmadığı bu kapsamda davalı tarafça yapılan savunmanın ispatlanamadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalıya ait işyerinde 01.07.2022 tarihinden itibaren tersane tamir müdürü olarak en son 87.000 ücretle çalıştığını yol ve yemeğin işveren tarafından karşılandığını, müvekkiline ayrıca yılda 2 maaş ikramiye sözü verilmesine rağmen ödenmediğini, yine dış göreve gittiği zaman 1,5 yevmiye ödemesi hakkı kazanmasına rağmen bunun da ödenmediğini ve kendisine araç tahsisi sağlandığını, müvekkilinin iş akdinin 10.11.2023 tarihinde İş.K 25/2-e maddesine göre işverenin güvenini kötüye kullanmak, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar gerekçe gösterilerek feshedildiğini ancak feshin haksız ve geçersiz olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin işe iadesi, boşta geçen süre alacağı ve işe başlatmama tazminatlarına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkiline ait işverenlik nezdinde iki dönem halinde çalıştığını 22.07.2022-23.03.2023 tarihleri arasında emeklilik nedeniyle işten ayrıldığını 24.03.2023-10.11.2023 tarihleri arasında yine emeklilik sonrası işine devam ettiğini, davacının işveren vekili konumunda olması nedeniyle işe iade davası açamayacağını bu kapsamda ilk başta davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, davacının iş akdinin şirkete karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, kendisinden istenen bilgi ve belgeleri raporlamaması, müvekkil şirketi kandırmaya yönelik beyanları ile müvekkili ve müşterilerini zarara uğratması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini bu kapsamda davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece;
“Dava İş Kanunu uyarınca açılan işçilik alacağı davasıdır.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi kapsamında davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda yapılan değerlendirmede, hizmet süresinin 6 aydan fazla olduğu, davalı işyerinin 30’dan fazla işçi çalıştırdığı, taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli olduğu, davacının işin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili yardımcısı ya da işyerinde işin bütününü sevk ve idare eden işçi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmadığı, iş akdinin fesih tarihinden itibaren 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde arabulucuya müracaat edildiği ve arabuluculuk son tutanağının düzenlenmesinden sonra 2 haftalık süre içerisinde işbu davanın açıldığı, bu durum karşısında işe iade davasının ön koşulları yönünden bir eksikliğin bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Taraflar arasında davacının hizmet süresi yönünden husumet bulunmamaktadır. Davacının iki dönem halinde çalıştığı görülmüştür. Davacının kıdem süresi işe iade dava şartı olan 6 ay süreyi aşmaktadır. Dosya kapsamında davacının ücreti yönünden taraflar arasında husumet bulunmamakla birlikte davacı vekili müvekkiline ikramiye sözü verilmesine rağmen ödenmediğini, yine dış görevde iken 1,5 yevmiye ödemesi gerektiğini, aynı zamanda araç tahsis edildiğini beyan etmiştir. Belirtmek gerekir ki işverenin tahsis ettiği aracın boşta geçen süre alacağına dahil edilmesi Yargıtay içtihatlarına göre mümkün değildir. (9. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/28398 Karar No: 2016/1285) Bu kapsamda davacının ücretine ekleme yapılmayacaktır. Diğer taraftan davacı dış görevde iken yevmiyesinin 1,5 yevmiye olduğunu beyan etmiştir. Ancak bu farklı bir alacak davası konusu olup bu hususunda dahil edilmesi mümkün görünmemektedir. Yine davacı vekili müvekkiline yılda iki ikramiye sözü verildiğini beyan etmiştir. Bu hususa ilişkin olarak tanık anlatımı dışında yazılı iş sözleşmesi, işyeri kuralı bulunmadığından bu hususta hesaplamada dikkate alınmayacaktır. Dosya kapsamında davacının Bu kapsamda davacının boşta geçen süre alacaklarına esas ücreti aşağıdaki gibi belirlenmiştir. Davacının son net ücretinin 376,44 TL/saat olduğu tespit edilmiştir.
Davacı vekili davacının iş akdinin 10.11.2023 tarihinde İş.K 25/2-e maddesine göre işverenin güvenini kötüye kullanmak, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar gerekçe gösterilerek feshedildiğini ancak feshin haksız ve geçersiz olduğunu iddia etmiştir. Davalı vekili davacının iş akdinin şirkete karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, kendisinden istenen bilgi ve belgeleri raporlamaması, müvekkil şirketi kandırmaya yönelik beyanları ile müvekkili ve müşterilerini zarara uğratması nedeniyle haklı olarak feshedildiğini iddia etmiştir. 10/10/2023 tarihli fesih bildiriminde:”26/10/2023 tarihinde yapılan toplantıda alınan kararlar kapsamında istenilen raporlamaların yönetimle paylaşmadığınız, proje bazlı iş, hizmet, hakediş hesaplamalarını sözleşmelerine uygun olarak adam/ gün veya kg, m2, m3 olarak bildirmediğiniz, hakedişlerin yukarıdaki belirlediğimiz kriterlere göre yapılması gerekirken neye göre nasıl yapıldığını bildirmediğiniz yönetimimizi ve armatörlerimize karşı olan sorumluluklarımızdan olan malzeme ve tedarikçilerin yaptığı işleri olması gerektiği nitelikte kontrol etmediğiniz, raporlamadığınız, aynı işlerin mükerrer yapılışları ile maliyetleri yükselttiğiniz, iş, zaman ve maliyet kayıplarına sebep olduğunuz tespit edilmiştir. Taşeronlara iş dağılımı yaparken bilgi istenildiği halde yönetime bilgi vermediğiniz taşeronun yaptığı iş kalitesiz olduğundan bir başka taşerona diğer kalitesiz işi düzeltmesi için verdiğiniz, kaynak yapıldığı zaman kötü kaynak yaptıran taşeronun gerekli işler yapılmadan ve yönetime haber vermeden kötü kaynağı başka taşerona düzelttirdiğiniz, yapılması gereken işin doğru yapılması gerekirken size doğru metodu daha önce söylenmesine rağmen işi bilmeyen ekspektörün talimatına uyarak yönetime bilgi vermeden armatör istiyor deyip (armatörün haberi yok, ekspertörün talimatı) olduğu halde yanlış iş yaptırarak firmamızın ismini kötüye çıkararak hem armatörü hem de iş yerimizi zarara sokup hem de terminli olan zamanı geciktirmeye sebep olduğunuz tespit edilmiş ve bu hususta noter ihbarnamesi ile yazılı olarak savunmanız istenilmiştir. Konu ile ilgili bugün itibari ile tarafınızca yazılı savunmanız verilmiş olup, vermiş olduğunuz savunmanızın içeriği kabulü kesinlikle mümkün değildir. “denilmek suretiyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanununun 25/2-e,h,ı maddeleri uyarınca haklı olarak feshedildiği davacı işçiye bildirildiği anlaşılmıştır.
…Dosya kapsamından 22.07.2022-23.03.2023 tarihleri arasında tersane tamir müdürü olarak çalışan davacının görevi gereği yapması gereken raporlamaları yapmadığı , yönetiminin bir çok kez talep etmesine ve yazılı ve sözlü olarak uyarılmasına rağmen raporları vermediği, raporların verilmemesi sebebiyle yönetim tarafından işin yapımının takip edilemediği ve teslimatlarda gecikmelerin olduğu tespit edilmekle davacının bu davranışının 25/2-e uyarınca doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış niteliğinde olduğundan davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanununun 25/2-e maddesi uyarınca davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedildiği tespit edilmekle davanın reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ” gerekçeleriyle karar verildiği görülmüştür.
İSTİNAF BAŞVURUSU:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Yerel mahkemenin kararı haksız ve hukuka aykırı olduğunu, istinaf incelemesi doğrultusunda kaldırılmasının gerektiğini, müvekkilinin, 01.07.2022 tarihinden itibaren davalı şirketin sigortalısı olarak çalışmaya başladığını, bu çalışması 10.11.2023 tarihine kadar kesintisiz olarak sürdüğünü, müvekkilinin, davalı nezdinde tersane tamir müdürü olarak görev yapmış olup, son aldığı net ücret 87.000 TL olduğunu, yol ve yemek işveren tarafından karşılandığını, ayrıca işveren tarafından yılda iki maaş tutarında ikramiye sözü verildiğini fakat müvekkiline herhangi bir ikramiye ödemesinin yapılmadığını, bunun yanı sıra müvekkilinin dış görevlere de gittiğini ve bu dış görevlerle ilgili günlük yevmiyesinin 1,5 katı kadar kendisine ödeme yapıldığını, ancak bu hakkı kazanmasına rağmen yapılmayan ödemelerinde olduğunu, ayrıca müvekkiline davalı şirket tarafından araç da tahsis edildiğini,
-Davalı işyerinde 30’un üzerinde işçi çalıştığını, işe iade davası açma koşulları hem müvekkilinin kıdemi ve yaptığı iş, hem de işyerinde çalışan işçi sayısı bakımından mevcut olduğunu,
-Müvekkilinin 4857 sayılı Kanun madde 25-Il-e işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlardı bulunması iddiasıyla (46 kod) işten çıkarıldığını, müvekkili çalışma süresi boyunca iddia edildiği gibi işverenin güvenini kötüye kullanmadığını, hırsızlık yapmadığını, işverenin meslek sırlarını ortaya atmadığını bunun gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmadığını, müvekkilinin işten çıkarılmasını gerektiren hiçbir nedenin olmadığını,
-Fesih hem biçim hem de içerik olarak geçerli veya haklı bir nedene dayanmadığını, soyut ve dayanaksız iddialarla müvekkilinin işten çıkartıldığını, fesih sürecine ilişkin olarak 6 günlük süreye de uyulmadığını, savunması ise bir prosedür gereği alındığını, müvekkilinin savunmasını yaptığı aynı gün iş sözleşmesi haksız olarak fesh edildiğini, işveren tarafından fesih usulüne uygun yapılmadığından dolayı geçersiz olduğunu,
-Müvekkilinin iş akdinin feshiyle ilgili savunmasının alındığı aynı gün müvekkilinin iş akdi haksız olarak fesh edildiğini, Gebze 11. Noterliği’nin 30522 yevmiye numaralı, 06.11.2023 tarihli ihtarname ile iş akdi feshedileceği, savunma vermesi gerektiği hususunda ihtarnamenin gönderildiğini, fesih içeriğini geçmeden önce belirtmek gerekir ki, iş bu ihtarname müvekkiline09.11.2023 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkilinin10.11.2023 tarihinde savunmalarını davalı işverene verdiğini, davalı işveren ise müvekkilinin savunmalarını hiçbir şekilde dikkate almaksızın aynı gün makul süre olmaksızın iş akdini 10.11.2023 tarihli İş Sözleşmesi Fesih Bildirimini müvekkiline elden tebliğ ederek fesh ettiğini, iş bu husus dahi davalı işverenin savunma istemeyi tamamen birtakım prosedürleri yerine getirmek için yaptığı, prosedürü yerine getirir getirmez de gerekli incelemeyi yapmaksızın ve müvekkilinin savunmasını dikkate almaksızın iş sözleşmesini haksız olarak fesh ettiğini ortaya koyduğunu, davalı şirket fesih konusunda kötü niyetli bir şekilde hareket ettiğini müvekkilinin iş akdini haksız bir şekilde feshedildiğini,
-Davalı tarafça müvekkilinin bir kısım raporlamaları eksik yaptığı iddia edildiğini, yerel mahkemece sırf bu iddiaya ve bu yöndeki davalı tanık beyanlarına dayanılarak verilen karar açıkça hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinden talep edilen raporların ne tür raporlar olduğu işbu raporlamaların müvekkilinin iş tanımı içerisinde yer alıp almadığı, iş tanımı içerisinde yer alan raporların sunulmadığının somut delillerle ispat olunmasının gerektiğini, taraflı tanık beyanlarına dayanılarak ne raporu talep edildiği ve söz konusu raporların müvekkilinin iş tanımına dahil olup olmadığı dahi belirlenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinden talep edilen raporlar hem müvekkilinin iş tanımına dahil olmayıp hem de fiilen müvekkilince tek başına hazırlanması mümkün olmayan raporlar olduğunu, öyle ki tamir müdürü olarak görev yapan müvekkilinin gemideki tüm işleri şahsen ve tek başına dolaşıp raporlaması 13 gemi nin aynı anda tersanede olduğu veya bazılarının şehir dışında (örneğin Çanakkale’de) olduğu göz önüne alındığında fizikken de böyle bir raporlamanın müvekkilince tek başına hazırlanmasının mümkün olmadığını, tüm bunların yanı sıra whatapp isimli sohbet ağında devam eden tüm projeler için işvereninde üyesi olduğu guruplar oluşturulmuş ve tüm güncel durumlar ve raporlamalar buradan yapıldığını, dolayısıyla her halükarda davalı tarafın raporlamaların yapılmadığı yönündeki iddiaları gerçeklikten uzak olduğunu, yine davalının söz konusu raporlamaların verilmemesi sebebiyle yönetimin işi takip edemediği ve teslimatların geciktiği yönündeki iddiası iddia olmaktan öteye gidememesine rağmen yerel mahkemece karar gerekçesi olarak gösterilmesi açıkça hukuka aykırı olduğunu, baştan itibaren bir silsile halinde hiçbir somut delile dayanmayan işbu iddialar hiçbir şekilde bir belge yazışma vb şekilde kanıtlanamadığını somut bir şekilde ortaya konulamadığını, halbuki taraflarınca teslimatlarda yaşanan gecikmelerin temel sebebinin taşeron ödemelerinin hiç ya da gereği gibi yapılmaması sebebiyle taşeronların çoğu zaman işi bırakma eylemine girişmeleri hatta bu hususta internet haberlerinin dahi olduğu, taşeron ödemelerinin hiçbir şekilde müvekkilinin sorumluluğunda olmadığı açık ne anlaşılır bir biçimde izah edildiğini,
-Yine işyerinde satın alma ve işlerin malzemeli taşore edilmesinde dosyada tanık olarak dinlenen İbrahim isimli çalışanın bilgisi ve onayı doğrultusunda ilerlendiği, taşeron tekliflerinde adı geçen işçinin mail CC lerinde yer aldığı bu husustaki müvekkiline sorumluluk yükleyen beyanlarının gerçeklikten uzak olduğu tüm delilleriyle birlikte yerel mahkeme dosyasına sunulduğunu, yerel mahkemece yalnızca davalı tanıklarının beyanları esas alınarak haksız ve hukuka aykırı hüküm kurulduğunu, halbuki davalı tanıklarının davalı işverenin emir ve talimatı altında çalışmaya devam etmesi sebebiyle davalı şirket lehine, müvekkili aleyhine yalancı tanıklık yaptığı delilli bir şekilde yerel mahkeme dosyasına sunmuş oldukları “tanık beyanlarına karşı itiraz” dilekçesiyle sabit olduğunu,
-Davacı tanıklarının açık ve tereddütsüz beyanlarıyla müvekkilinin işini gerektiği şekilde yaptığı ve işten çıkarılmasının haklı bir sebebe ve feshin son çare ilkesine dayanmadığı ispatlandığını, fakat yerel mahkemece işbu tanıkların açık ve net beyanlarına hiçbir şekilde önem atfedilmeden sadece davalı şirketin halihazırda da sigortalı çalışanı olan tanıkların taraflı ve gerçeğe aykırı beyanlarına dayanılarak haksız ve hukuka aykırı bir karar verildiğini,
-Taraflarınca tüm tanıklar dinlendikten sonra tanık beyanlarına itiraz ve esas hakkında beyan dilekçesi sunulmuş fakat işbu dilekçede yer alan hiçbir hususa da yerel mahkemece önem atfedilmediğini, halbuki bu dilekçe ile davalı tanıklarının beyanlarının gerçeklikten uzak olduğu verilerle ortaya konulduğunu, davalı işverenlikte yönetimde bir kısım değişiklikler olduğunu, işbu değişiklikten sonra müvekkiline görevi dışında işlerin verilmeye başlandığını, davalı şirketin yönetimini halihazırda imzaya yetkili İ. G. devraldıktan sonra müvekkilinden görevi olmamasına rağmen bir kısım raporlar talep edildiğini, bunun yanı sıra gerek yetersiz personel gerek ise alt yapı eksikliği sebebi ile işveren tarafından talep edilen bir kısım raporların hazırlanmasına fiilen imkan da bulunmadığını, kaldı ki Tersane müdürü olarak çalışan müvekkilininde görev ve sorumlulukları arasında davalı tarafından talep edilen raporlardan olan geminin iş yapılan tanklarını gezerek kaynak metrajı ve işlenen saç kg gibi raporlamaları yapması olmadığını, iş bu talep edilen incelemelerin yapılarak rapor hazırlanabilmesi için ayrı bir ekip kurulmasının gerektiğini, tamir müdürü olan müvekkilinin tüm alanda tank tank gezerek talep dilen raporu çıkarmasının beklenemeyeceğini, davalı işverenlikte gerekli altyapı ve personel sistemi sağlanarak bu raporlamanın talep edilmediğini, tüm bunların yanı sıra davalı tarafça iş bu raporların müvekkilinden istendiği dönem de mevcut gemi sayısı mevcut personel sayısından fazla olduğunu, iş bu durum dahi işveren tarafından personel eksikliği nedeniyle müvekkiline görevi dışında sorumluluk ve görev yüklemeye çalıştığını gösterdiğini,
-Tüm bunların yanı sıra whatsapp yazışmalarına ait ekran görüntülerinden de görüleceği üzere müvekkili tarafından işverene görevi kapsamında olan raporlar zamanında ve eksiksiz olarak bildirildiğini,
-Tanık E. C. K ” Ben davacı görev tanımı dışında hareket ettiğine şahit olmadım, ancak toplantılarda konuşulan konulardan anladığım kadarıyla davacı görev dışında hareket etmiş” şeklinde beyanda bulunduğunu, tanığın ihtimale dayalı işbu beyanının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, tanık toplantılarda bahsi geçen birçok konuda, toplantı dışı üst yönetimi arasında geçen görüşme ve yazışmalardan da haberdar olamadığı için gerçekte olan durumu kesin ve doğru bir şekilde anlaması veya yorumlamasının beklenemeyeceğini, yine tanık “Toplantıda zaman zaman çalışanlara söz verilirdi, zaman zamanda iş verenin bilgilendirmeleri ile geçerdi.” şeklinde beyanda bulunduğunu, halbuki bu beyan gerçeklikten tamamen uzak olduğunu, müvekkilinin beyanlarına göre toplantılar şirket yetkilisi İsmail Gürsoy’un konuşması ve bağırıp hakaretleri ile geçtiğini, bunun yanı sıra İsmail Gürsoy’un talimatı ile KVKK’ya aykırı şekilde tüm toplantılar kaydedildiğini, davalı ve tanıkları müvekkilinin bir kısım raporları sunmadığını ve bu konuda toplantılarda uyarıldığını beyan ve iddia ettiğini, fakat davalı, bu iddiasını halihazırda davalı işyerinde çalışmakta olan taraflı ve soyut tanık beyanları dışında herhangi bir şekilde ortaya koyamadığını, bu hususta hiçbir belge sunamadığını,
-Yine tanık “Davacıya neden o işi o taşerona verdin, hak ediş raporlarını neden getirmedin diye uyarı yapılıyordu. İki toplantıda da bu konuların konuşulduğunu hatırlıyorum. Bu uyarılardan sonra yapıp yapmadığını bilmiyorum.” şeklinde beyanda bulunduğunu, söz konusu raporlar öncelikle tanığın kendisi tarafından hazırlanarak müvekkiline sunulmakta, sonrasında müvekkilinin kendisine sunulan raporlarda gerekli düzenlemeleri yaparak üst yönetime sunduğunu, davalı işverenlikte taşeron yevmiyeleri kapı girişinden takip edildiğinden hak ediş raporları tanığın sorumluluğunda olup tanığın kendisi tarafından hazırlandığını, bu halde tanığın beyanına göre söz konusu raporların eksik olmasının sebebi tanığın raporlamayı müvekkiline yapmaması olduğunu, dolayısıyla da müvekkilinin kendisine sunulmayan bir raporu üst yönetime sunamadığını,
-Yine tanık “En son bir işin 45 günlük süresi vardı o iş yetişmedi. Bazı işlerdeki gecikmelerdeki armatöre bildirilmesi gereken şeyleri bildirmemesi sonucunda gecikmeler yaşandığını biliyorum.” şeklinde beyanda bulunduğunu, tersanelerde pazarlama departmanı bir projeyi onaylamadan önce; iş listesi ve süresini planlama, işbu planları işletme ve teknik müdürlük bölüm yöneticileri ile paylaşma, mevcut projelerdeki iş yükü ve alt yapı imkanları da dikkate alınarak yeni projenin taahhüt edilecek sürede yapılmasının mümkün olup olmadığının teyid edilmesi süreçlerini yönettiğini, tüm bu süreçler işledikten sonra projenin onaylandığını, tanığın beyanından bahsi geçen JPO gemisi için yukarıda bahsi geçen hiçbir süreç işletilmeden ve müvekkiline hiçbir şekilde bilgi verilmeden proje için süre taahhüt edildiğini, kaldı ki davalı işverenlikte yukarıda adı geçen ve tüm bu süreçleri işletmesi gereken “pazarlama departmanı” da olmadığını, müvekkilinin beyanına göre iş bu proje tersaneye geldiğinde tersanede hali hazırda devam eden yaklaşık 7-8 tamir projesi mevcut olup iki tanesi İstanbul’da partner tersane havuzunda diğer iki tanesi Yalova’da başka bir tersanede havuz işleri devam ettiğini, buna ilaveten mevcut ana spekteki işlere ilave birçok iş çıktığını, devam eden projelerde ve yeni eklenen işbu projede çalışabilecek ancak 7 kişi bulunduğunu, bunlardan ikisi de zaten 6-7 aylık tecrübesi olan personel olduğunu, bahsi geçen kişilerden İlker isimli çalışanın sorumluluğunda 4 gemi bulunduğunu, bu husus dahi personel yetersizliğini net bir şekilde ortaya koyduğunu, söz konusu yeni projenin yetişebilmesi için boşa çıkan her personel yardıma gönderildiğini, hatta müvekkilinin hiçbir şekilde görev ve sorumluluğunda olmamasına rağmen müvekkilinin dahi bazı durumlarda gemilere çıkarak iş takibinde bulunduğunu, söz konusu dönemde üretim sorumlusu Yusuf bey ile birlikte müvekkilinin, JPO gemisi tersaneye ilk geldiği gün itibari ile ilgili kişi İbrahim Sucu’ya “bize sormadan niye bu projeyi aldınız. En az 3 aylık iş var” dediğini, bunca eksiklik ve olumsuzluklara, altyapı ve personel eksikliğine ve taşeron ödemlerdeki aksaklıklara rağmen söz konusu proje 45 — 50 gün içeresinde cezaya düşürmeden tamamlandığını, geminin final hesabında müvekkilinin şahsi çabası ve iş sahipleri ile kurmuş olduğu iyi diyalog neticesinde geminin final hesabı 200 bin dolar da arttırıldığını, davalı işveren yöneticisi de bu hususta müvekkiline teşekkürlerini ilettiğini,
-Tanık “Davacıdan kaynaklı ya da davacının altında çalışanlar yüzünden gecikmeler olduğunu toplantıda duydum. Ücretlerin tamamı bankadan ödenir. Kimseye ikramiye sözü verilmedi.” şeklinde beyanda bulunduğunu, zor şartlara rağmen yapılan çalışmalar esnasında davalı şirket tarafından taşeronların ödemelerinin yapılamamasından kaynaklı taşeronlar hafta iş bırakma eylemi yaptığını, işverenliğin kapısının önünde yapılan eylemler yerel basına da yansıdığını, davalı işveren tarafından verilen ikramiye sözü ise üst yönetimin bulunduğu toplantılarda konuşulduğunu ve verilmiş olup işbu tanığın verilen ikramiye sözü ile ilgili bir bilgisinin olması da mümkün olmadığını,
-Tanık İbrahim Sucu beyanında; “Ben davacı ile birlikte davalı iş yerinde çalıştım. Halen çalışıyorum. 2016 tarihinden beri pazarlama ve iş geliştirme yönetici olarak çalışıyorum ” şeklinde beyanda bulunmuşsa da tanık, davalı işverenlikte Genel Müdür Yardımcısı konumunda olduğunu, tanık beyanlarının devamında “Davacı tamir bölümünde müdür olarak çalışıyordu. Temmuz 2022 tarihinde işe girdi, Kasım 2023 tarihinde de iş sözleşmesi feshedildi. Davacının ücreti bildiğim kadarıyla 84.000 TL idi. Ücretlerin tamamı bankadan ödenir. Yol ve yemek iş yerine aittir. İş yerinde ikramiye uygulaması yoktur. Verilen bir ikramiye sözü de yoktur.” şeklinde beyanda bulunmuşsa da dava dilekçesinde yer verilen ve tanıklarıyla da ispat ettikleri üzere davalı işverenlikte mesai ve dış görev uygulamasının bulunduğunu, maaş bordolarında mesai ve dış görev ile ilgili ödemeler farklı isimlerle gösterildiğini, tüm bunların yanı sıra tanık ikramiye ve prim talebini üst yönetime bizzat kendisi ilettiğini ve üst yönetimle yaptığı görüşmeler sonrasında müvekkiline”25 milyar dolar hedef koydular, yılsonuna kadar bu hedef ciroyu yakalar veya geçer isek üst kadroya (müvekkilininde içinde bulunduğu kadro olduğunu) , diğer birçok tersanede yapıldığı gibi pirim-ikramiye sözü verildi” şeklinde beyanda bulunduğunu, söz konusu hedefe ise 6 ay içerisinde ulaşıldığını fakat müvekkiline herhangi bir prim-ikramiye ödemesinin yapılmadığını, tanık beyanlarının devamında “Davacı tamir bölüm müdürü görevi yapıyordu, görevinde birçok eksikliğin bulunması nedeniyle iş veren tarafından çıkışı gerçekleştirildi.” şeklinde beyanda bulunmuşsa da işbu beyanlar tamamen gerçeklikten uzak olduğunu, müvekkilinin iş tanımı gereği kendisine verilen tüm görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, davalı şirket tersane altyapısının eksiklikleri, tersanenin yeni kuruluyor olması/ personelin sayısının çok yetersiz ve tecrübesiz olması karşısında müvekkilinin kendisine verilen tüm görevleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini, müvekkilinin davalı işverenlikte çalıştığı süre boyunca gemi sayısı ve iş yükü bakımından benzer oturmuş sistem ve kadroya sahip diğer tersanelere göre davalı şirket tersanesi ciro ve kârlılığı tüm sayılan olumsuzluklara rağmen çok üst seviyede olduğunu ve çok başarılı projeler yapıldığını, tanık beyanlarının devamında “Tamir departman müdürü görevi olarak direk şirket yönetimine karşı rapor ve bilgi verme yükümlülüğü vardı. Yönetimin birçok kez yazılı ve sözlü olarak rapor ve bilgi talebine rağmen düzenli yazılı bir rapor sunamadı. ” şeklindeki beyanı tamamen gerçeklikten uzak açıkça yalan bir beyan olduğunu, tanığın kendisinin ve işverenin de dahil olduğu gruplarda ve yine whatsapp üzerinden bildirilen bir kısım rapor ve bilgilendirme yazılarının istinaf dilekçesinde görsel olarak belirtildiğini,
-Tanık beyanlarının devamında “Aynı zamanda tamir departman müdürü olarak projelerde çalışacak taşeronları davacı belirliyordu, davacının sorumluluğunda bulunan projelerin bir kısmında yapılan işler hem işin sahibi olan gemi armatörlerinin hem de clas kuruluşlarına uygun şekilde teslim edilemediği durumlar oldu.” şeklinde beyanda bulunduğunu, tanığın bu beyanları tamamen gerçeğe aykırı olup ispata muhtaç olduğunu, eksik ya da uygun olmayan şekilde iş teslimi yapıldığının davalı tarafından ispatının gerektiğini, davalı şirket tersanesi yeni kurulduğundan, üst yönetiminde tamir tersanesi tecrübesinin çok az oluşundan dolayı birçok taşeron kendisinin daha önce çalıştığı tersanelerden bildiği ve işine güvendiği taşeronların üst yönetimin bilgisine sunulduktan ve üst yönetimin onayı alındıktan sonra çalışmaya devam ettikleri taşeronlardan oluştuğunu,
-Tüm bunların yanı sıra tanığın “projelerde çalışacak taşeronları davacı belirliyordu” şeklindeki beyanı tam anlamıyla yalan beyan olduğunu,
-Tanık beyanlarının devamında “Davacı karar mercii pozisyonunda olduğu için gecikmelerden de davacı sorumluydu. Davacının şirketimizde çalıştığı bir projede üçüncü taraf bir firmadan kiralanan iskele malzemesinin geri teslimi esnasında ciddi eksiklikler tespit edildi ve bu üçüncü firmada şirketimize yüklü bir zarar çıkardı.” şeklinde beyanda bulunduğunu, bahsi geçen iskelelerin teslim alımı, takibi ve teslimi için iskele kurulum sertifikası olan İskele Formeni görevli olduğunu, iskele formeni tüm teslim alım, takip sürecini yönettiğini, bu hususta müvekkilinin bir sorumluluğu olmadığı gibi bir görevi de bulunmadığını, dolayısıyla tüm bu teslim alma ve teslim etme evraklarında iskele formeninin veya onun yerine görevlendirilen alt kadro çalışanlarının imzası bulunmakta olup bahsi geçen iskele teslimine ilişkin evraklar taşeron firmadan temin edilmiş olup ekte sunulduğunu, evraklardan da görüleceği üzere söz konusu süreçte müvekkilinin hiçbir imza ve sorumluluğunun olmadığını,
-Tanık beyanlarının devamında “Davacının çalışan taşeronu belirleme harici kontrol yükümlülüğü de vardı oluşan zarardan da sorumludur. Tamir projelerinin doğası gereği bir projeden oluşan hatadan dolayı teslim edilemeyen bir iş olduğunda yine aynı taşerona bu iş tamamlatılarak teslim edilir. Ancak teslim edilememesinden oluşan zarardan o taşerona yükletilir. Davacı bir taşeronunun hatasını başka bir taşerona düzelttiriyordu, bunda da ek maliyet çıkıyordu.” şeklinde beyanda bulunduğunu, tanığın bu konuda da beyanı açıkça gerçeklikten uzak olduğunu,
-Tüm emsal tersanelerde olduğu gibi bir işi verilen taşeron gerekli insan gücünü veya yeterliliği proje de sağlayamadığı durumlarda tamir müdürü başka bir taşeron ataması yapabilir fakat bu üst yönetime bildirilir ve oluşan ek maliyet zarara sebep olan taşeron hakkedişinden kesildiğini, iş bu kesintiyi yapan da tanık İ.S’nun kendisi olduğunu, müvekkilinin tüm işleri olması gerektiği gibi yönettiğini, fakat tanık gibi işini tam ve doğru yapmayan ara kadrolar nedeniyle günah keçisi seçildiğini, tanık beyanlarının devamında “Tamir bakım müdürlüğü direk yönetime bağlı bir bölüm olduğu için davacının da düzenli bir rapor sunmadığı için işinin ne şekilde yapıldığını bilmiyorduk. Bu tarz konular sürekli üst üste birikince iş verence davacının iş akdi feshedildi.” şeklinde beyanda bulunduğunu, tanığın iş bu beyanları da açıkça gerçeklikten uzak olup ispata muhtaç olduğunu,
-Tanık beyanlarının devamında “Ayrıca kullanılacak malzemeler davacı satın alınması yönünde talep oluşturdu. Ancak daha sonrasında da aynı işi taşerona malzeme olarak verdiğinden satın alınan malzemeler kullanılmadığından depoda atıl olarak kaldı, dedi.” bahsi geçen iş bu proje BWTS projesi olduğunu, bu türprojelerde proje gelmeden malzeme listesi tanık İbrahim Sucu’nun kontrolünde fiyatlandırılarak işin alındığını, devamında satın alma departmanı malzemelerin temini için çalışmaya başladığını, bahsi geçen projede Gürdesan satın alma departmanı malzemelerin teslimi için çok geç bir teslimi tarihi verdiği için ve geminin süresi çok kısıtlı olduğu için malzemelerin taşeron firma tarafından temin edilmesi suretiyle ve yine İbrahim Sucu’nun onayı ile taşerona verildiğini, taşeronun malzeme temini dahil teklif mailleri ve sonrasında hak ediş onayları bizzat İ. S’nun onayına istinaden yapıldığını, ekte sunmuş oldukları mail ekran görüntüsünde de onay mailinin de tanık İ. S.’nun da CC de mevcut olduğu yani teklife kendisinin de onayı olduğu açıkça görüleceğini,
-Müvekkilinin söz konusu iş ve işlemleri üst yönetimin yada ilgili kişilerin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştirdiğini, iş bu mailler şirket kayıtlarında mevcut olduğunu,
-Yine davalı Gürdesan satın alma departmanının yaklaşık 800.000 TL’ye bulduğu malzemeler yaklaşık 600.000-650.000 TL ye taşeron firma tarafından çok kısa sürede temin edildiğini ve böylece projenin zamanında yetiştirildiğini, böylece davalı bahsi geçen iş için yapılan gemi sözleşmesindeki büyük bir gecikme cezasından kurtulduğunu, ayrıca satın alma departmanı aldığı tüm malzemeleri geri iade etmiş ödemesini geri almış olup iddia olunanın aksine büyük bir zarar yerine büyük bir karlılık sağlandığını, davalı ve tanıkları tarafından olaylar çarpıtılarak yansıtıldığını, müvekkilinin söz konusu gecikmeyi öngörerek yönetimin bilgisi ve onayı dahilinde malzemelerin taşeron firma tarafından daha az maliyetle daha kısa sürede temin edilmesini sağladığını ve böylece davalı şirketi büyük bir zarardan (cezai şarttan) kurtardığını,
-Tanık beyanlarının devamında ” Tersane bünyesinde çalışan birçok taşeron vardır. Çalışan taşeronlardan hangi taşeronun hangi işi görevlendirileceği, hatta mesai düzenlerinin oluşturulmasında davacı sorumludur. Projelerdeki belirlenen işlerin yapıldıktan sonra işlemin tamamını clasa ve armatöre tesliminden sonra ödeme yapılır şeklinde kararlar anlaşılmaktaydı. Bu süreçte tamir projelerindeki iş teslimindeki aksamalar sebebi ile projeler uzamış durumdaydı. Projeler teslim edilemediği içinde ödemeler gecikmekteydi. Normalde işin tamamı teslimden sonra taşerona ödeme yapılır, biz iyi niyetli olarak projelerin uzaması sebebiyle ara ödemeler yapıyorduk, ara ödemeler zamanında yapılırdı. ” şeklinde beyanda bulunduğunu, müvekkilinin davalı şirket yöneticilerinin bilgisi ve onayı ile taşeronları görevlendirdiğini, iş teslimindeki aksamaların, projelerin uzamasının tek sebebi ise taşeronlara süresinde ödeme yapılmaması olduğunu, taşeronlara hiçbir zaman düzenli ödeme yapılmadığını, iş bitiminde ödeme yapılması gibi durum ise kesinlikle söz konusu olmadığını, taşeronların ödemeleri aksatıldığı için zaman zaman işi durdurduğu, eylem yaptıkları basına dahi yansımış bir husus olduğunu, tanığın projelerde zarar edildiği yönündeki beyanları ise tamamen yalan beyan olduğunu, müvekkilinin işe giriş tarihinden çıkış tarihine kadar ki kesilen final hesaplar ile taşeronlara kesilen hesap kayıtları incelendiğinde bu husus açıkça görüleceğini, bu kayıtlar ise ancak davalı işverenden temin edilebileceğini, iddia edildiği gibi bir zarar var ise bunun yazılı belgelerle ortaya konulmasının gerektiğini, davalı işverenlikte proje bitiminde söz konusu proje için yapılan tüm harcamalar ve genel giderlerdeki paylar düşüldükten sonra projedeki gelir gider raporu üst yönetime sunulduğunu, müvekkilinin çalıştığı süre boyunca davalı işverenlikte Min % 35 — 65 arası karlılık ile çalışıldığını, davalı işverenliğin yıllık hedef ve karlılığına bakıldığında altyapı ve kadrodaki büyük eksiklikler, taşeron ödemelerinin süreklim aksatılması gibi hususların karşısında şaşılacak derece iyi olduğunu,
-Tanık beyanlarının devamında “Davacının bu sorunlarla ilgili savunması alınmıştı. Davacıya görevi dışında başkaca bir iş verilmezdi.” şeklinde beyanda bulunduğunu, iş bu beyanda diğer tüm beyanlar gibi gerçeklikten uzak olduğunu, davalı işverenlikte tamir müdürü olarak çalışan müvekkiline tahsis edilen aracıyla müvekkilinin yaklaşık 1 yıl boyunca personel taşıması dahi yaptığını, müvekkilinin sürekli olarak personel yetersizliğinden dolayı zor durumda kaldığını ve görev tanımı dışında kalan birçok işi yapmak zorunda kaldığını, örneğin normalde proje başmühendisinin başında kalması gereken işlerde dahi müvekkilinin görevi olmadığı halde bekletildiğini, İçtaş tersanesinde davalı şirketin havuzladı bir projede, yine Çanakkale’de işin başında durmak zorunda kaldığını ve bu süreç içerisinde tersanede devam eden tüm diğer projelere de uzaktan telefon ile destek vermek zorunda kaldığını,
-İstinaf dilekçesinde görseli belirtilen yazışmalarda müvekkilinin rızası dışında zorunlu olarak ve hiçbir şekilde rızası alınmadan geçici görevlendirme ile ilave olarak görevlendirildiği Altyapı Sorumlu Müdürlük görevinden iş yoğunlu nedeni ile ilave personel talep yazısı hazırlayarak fikrini almak için önce tanık İbrahim Sucu’ya what-apptan gönderdiğini ve tanık İ. S. talep yazısına bazı dokunuşlar ve eklemeler yaptıktan sonra müvekkiline geri gönderdiğini,
-Her iki tanık da duruşmadan önce ve duruşmadan çıktıktan sonra hem birebir hem de telefonla arayarak “Beni işten çıkarmakla tehdit etti İ. G, mecburen ne derlerse onu söylemek zorundayım abi kusura bakma lütfen” diyerek tehdit ve zorlama altında yalan beyanda bulunduklarını/ bulunmak zorunda kaldıklarını müvekkiline izah ettiklerini, davalının dinlenen her iki tanığının da halihazırda davalı işverenlikte çalışıyor olmasının doğal bir sonucu olarak tanıklar üzerinde ciddi bir baskı ve zorlama, işten çıkarılma korkusunun bulunduğunu, bu nedenle her iki tanıkta açık şekilde gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduklarını, tüm bunlara rağmen yerel mahkemece yalnızca davalı tanıklarının beyanları esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verildiğini, baskı, korku ve işten çıkarılma tehdidi altında gerçeğe aykırı beyanda bulunan davalı tanıklarının beyanlarının esas alınarak eksik inceleme neticesinde karar verilmesi açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,
-Dosyaya sunmuş oldukları delillerinin ve dinlenen tanıkları ile müvekkilin inişini gerektiği şekilde yaptığı ve işten çıkarılmasının haklı bir sebebe ve feshin son çare ilkesine dayanmadığı ispatlandığını, bu nedenle müvekkilinin, iş akdinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile davacı işçinin işe iadesine karar verilmesi gerekirken yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
-Müvekkilinin,iş akdinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile davacı işçinin işe iadesine karar verilmesini,
-Boşta geçen 4 aylık süreye ait ücret ve diğer hakların parasal değerinin hesaplanarak davalı şirketten tahsiline karar verilmesini,
– İşe iade kararı ile işveren tarafından süresinde işe başlatılmaması halinde ödenecek olan işe başlatma tazminatının müvekkilinin kıdemi ve feshin biçimi nazara alınarak 8 aylık brüt ücret olarak belirlenmesine karar verilmesini ve davalı şirketten tahsiline karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
GEREKÇE:
Dairemizce dosya üzerinden tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile 6100 Sayılı HMK’nun 352/1-d ve 355 maddeleri uyarınca istinaf başvuru dilekçesinde açıklanan istinaf sebep ve gerekçeleri ile sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucunda;
Dava; işe iade istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmiş, verilen karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi kapsamında davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı hususunda yapılan değerlendirmede, hizmet süresinin 6 aydan fazla olduğu, davalı işyerinin 30’dan fazla işçi çalıştırdığı, taraflar arasındaki sözleşmenin belirsiz süreli olduğu, davacının işin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili yardımcısı ya da işyerinde işin bütününü sevk ve idare eden işçi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmadığı, iş akdinin fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde arabulucuya müracaat edildiği ve arabuluculuk son tutanağının düzenlenmesinden sonra 2 haftalık süre içerisinde işbu davanın açıldığı, bu durum karşısında işe iade davasının ön koşulları yönünden bir eksikliğin bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Davalı işveren, iş sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesi uyarınca haklı sebeple feshettiğini savunmuştur.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının 22.07.2022-10.11.2023 tarihleri arasında tersane tamir müdürü olarak görev yaptığı, davalı işveren tarafından, 10.11.2023 tarihli yazılı fesih bildiriminde; iş akdinin İş Kanunu 25/II maddesi (e,h,ı) maddeleri gereğince feshedildiğinin bildirildiği görülmüştür.
Somut olayda, davacının özlük dosyasında davacının feshe gerekçe yapılan eylemlerine yönelik somut delil ibraz edilmediği, feshe gerekçe yapılan eylemlerin ispatı bakımından tanık dinletildiği, davalı tanıklarının; davacının raporlamama yapmaması, yazılı ve sözlü bilgi talebine rağmen düzenli rapor sunmaması, gemide yapılan işlerde zarar edilmesine neden olması gibi sebeplerle iş akdinin feshedildiğinin beyan edildiği, tanıkların beyan ettiği raporlama yapılmaması yada istenilen bilgilerin eksik ve hatalı bildirilmesi hususlarının haklı fesih nedeni olarak kanunda sayılmadığı, davalı işverenin uğradığı zararın tespiti bakımından ise dosyada somut delil bulunmadığı bu kapsamda davalı tarafça yapılan savunmanın ispatlanamadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Mali haklar bakımından bilirkişi raporu alındığı, tarafların hesaplamalara yönelik bir itirazının olmadığı, buna göre davacının boşta geçen süre alacağının net 347.116,00 TL, işe başlatmama tazminatının brüt 546.638,40 TL olduğu görülmüş ve buna göre karar vermek gerekmiştir.
6100 sayılı HMK 353 /1-b.2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilebileceği düzenlenmiştir.
Açıklanan nedenlere göre davacının istinaf isteminin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair oy birliğiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
I-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ KALDIRILMASINA,
II-Davanın KABULÜNE;
1-Davalı şirket tarafından yapılan feshin geçersizliğine ve davacının davalı şirket nezdinde İŞE İADESİNE,
2-Davacının yasal süre içinde davalı şirkete başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içerisinde işe başlatılmaması halinde davalı tarafından ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti (BRÜT 546.638,40 TL olarak) tutarında belirlenmesine,
3-Davacı işçinin işe iadesi için süresi içinde davalı şirkete müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ( NET 347.116,00 TL olarak) ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin gerektiğine,
4-Davacının işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının bu alacaklardan mahsubuna,
5-Alınması gereken 615,40 TL karar harcından davacı tarafından peşin harç olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
6-Davacı tarafından ilk derece yargılamasında yatırılan 269,85 TL başvurma harcı, 269,85 TL peşin harç olmak üzere toplam 539,70 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından ilk derece yargılamasında yapılan toplam2.605,50 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalı tarafından ilk derece yargılamasında yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Daire karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10-7036 sayılı Yasa’nın 3. maddesi gereği Arabuluculuk faaliyeti sırasında Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.600,00 TL zorunlu giderin davalı taraftan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, ilk derece mahkemesinde bu konuda harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
11-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde davacı tarafa iadesine,
12-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan toplam 424,00 TL istinaf gideri ile 1.169,40 TL istinaf başvurma harcı olmak üzere toplam1.593,40 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
13-Kullanılmayan gider avanslarının talep halinde ilgililere iadesine,
14-HMK’nın 359. maddesinin 4. fıkrası gereği kararın tebliği ile 302. maddesinin 5. fıkrası gereği harç tahsil/ iade müzekkeresi yazılması işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
15-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 7036 sayılı Yasa’nın 8/1-a maddesi ve 4857 sayılı Yasa’nın 20. maddesinin 3. fıkrası gereğince KESİN olmak üzere 16/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Relevant law / article
4857 S. ISK/18-21
T.C.
Sakarya
Regional courthouse
Legal department
Main No. 2024/2278
Decision No. 2025/825
Date: 16/04/2025
The fact that the work cannot prove the valid and justified reason for termination
Specific termination