ÖZETİ Somut uyuşmazlıkta, davalı işverence her ne kadar davacı işçinin işveren ve işveren vekillerinin şeref ve haysiyetine yönelik sosyal medya paylaşımları yaptığı ileri sürülmüş ise de bu iddianın kanıtlanamadığı anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davalı şirket ile Hizmet İş Sendikası arasında TİS imzalandığı ve davacının da sendika üyesi olduğundan davacının TİS hükümlerinden yararlanmasında isabetsizlik olmadığı, yine belediye bütçesinin %40’tan fazlasının personel giderlerine harcanıp harcanmamasının işçilere karşı ileri sürülemeyeceği açık olduğundan bu istinaf talebi de yerinde değildir.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gelmiş olmakla dosya incelendi, yapılan müzakere sonunda, gereği düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Davacının, davalı Salar Belediyesi Başkanlığının şirketi/iştiraki olan Salar Belediyesi Taşımacılık Temizlik İnş. Taah. San ve Tic. Ltd. Şti. yanında, 4857 Sayılı Yasaya tabii işçi olarak belirsiz süreli hizmet akdiyle işçi olarak çalışmakta iken, davacının iş sözleşmesinin, 4857 Sayılı İş Kanunu, 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırı şekilde feshedildiğini, davacının Hizmet İş Sendikası ile Salar Belediyesi Taşımacılık Temizlik İnş. Taah. San ve Tic. Ltd. Şti arasında İmzalanan tüm dönem toplu iş sözleşmelerinden ve en son iş akdi feshedilmeden önce 01.01.2024-31.12.2026 yürürlük süreli toplu İş sözleşmesinden yararlandığını, davacının iş sözleşmesinin 18.11.2024 tarihinde feshedildiğini, davacının , davalı işverenlere karşı işçilik alacaklarının eksik ödenmesinden kaynaklı Afyonkarahisar 2. İş Mahkemesinin 2024/421 Esas sayılı dosyasının olduğunu, davalının, davacının söz konusu davadan feragat etmesini aksi halde İş sözleşmesinin sona ereceği hususunda tehditlerde bulunduğunu, davacının davasından feragat etmediği için iş sözleşmesinin feshedildiğini, davalının, müvekkilinin iş sözleşmesini geçerli bir neden olmaksızın feshettiğini, bu hususun işveren tarafından belirlenen sigortalı işten ayrılış bildirgesi kapsamında çıkış kodunun 04 olarak belirlenmesi ile sabit hale geldiğini, yerel seçimlerin farklı bir parti tarafından kazanılması neticesinde, müvekkiline ve bazı işçilere karşı siyasi baskılar başladığını, önce görev yerlerinin değiştirildiğini, ücretlerinin tek taraflı düşürülerek eksik ödendiğini, davacının iş akdinin haksız olarak feshedildiğini, davacının iş sözleşmesinin feshine dair fesih işleminin geçersizliğine ve davacının işe iadesine, davacının, 4857 sayılı İş Kanununda öngörülen süre içerisinde başvurusuna rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde, ödenmesi gereken tazminatın, feshin usulsüzlüğü, siyasi nedenli olması ve ağırlığı karşısında, 8 aylık brüt ücreti tutarı olarak belirlenmesine, davacının, süresi içerisinde işe başlatılmak üzere işverene müracaatı halinde, hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar olan ücretin davalı işverenler tarafından davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Davacının işe iade davası açma hakkı bulunmadığını, müvekkilince yapılan feshin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının 31.03.2024 tarihinde yapılan yerel seçimlerden sonra belediye başkanı değişikliği yaşanmasından sonra süreklilik arz eden bir şekilde işvereni ve işveren vekilleri hakkında asılsız, mesnetsiz iddialarla işverenin şeref ve haysiyetine saldırı mahiyetinde sosyal medya paylaşımları yaptığını, Mart ayından iş akdinin fesih edildiği tarihe kadar müvekkili işverence davacı tarafın, bu tür asılsız isnatlar içeren eylemlerine son vermesi yönünde defalarca uyarıldığını, ancak davacı tarafın tüm bu uyarıları dikkate almadığını neticesinde ise İş Kanunun 25/2-b hükmü gereğince iş akdinin haklı nedenle ve derhal feshedildiğini, fesih bildiriminin aynı gün davacı tarafa yazılı bir şekilde tebliğ edildiğini, davacının talep edebileceği herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; ” DAVANIN KABULÜNE;
İşverence yapılan feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının davalıya ait işyerindeki işine İADESİNE,
İşe Başlatmama Tazminatının brüt 205.809,75 TL olarak Belirlenmesine,
Boşta Geçen Süre Tazminatının brüt 228.513,40 TL olarak Belirlenmesine,
Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40TL harçtan peşin olarak yatırılan 427,60TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80TL karar ve ilam harcının davalılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
Davacı tarafından yatırılan ve mahsup edilen 427,60TL peşin harcın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, “ şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalılar vekili istinaf dilekçesi ile; mahkemece delillerin eksik toplandığını, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verildiğini, davacının işe iade bulunma hakkının bulunmadığını, yapılan feshin usul ve hukuka uygun bir fesih olduğunu beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesi ile; kararın infaza elverişli olmadığı, davalıların işe iade kararının mali sonuçlarından birlikte sorumlu olduklarını ileri sürerek kararın düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve HUKUKİ SEBEPLER:
Dava, tespit ve işe iade istemine ilişkindir.
Mahkemece davacı taleplerinin kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalıvekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Dairemizce istinaf incelemesi HMK 355 ve 357.maddesi gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre: SGK kayıtlarına göre davacının davalı nezdinde 15.01.2016-18.11.2024 tarihleri arasında çalıştığı, davalı işverence SGK’ya verilenişten ayrılış bildirgesinde davacının işten ayrılış nedeni (Kod:4- Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi) olarak bildirildiği görülmüştür.
Dava açılmadan önce süresinde arabulucuya başvurulduğu, tarafların anlaşamaması üzerine arabuluculuk sürecinin sona erdiği ve davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. İşçinin belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalıştığı, işyerindeki kıdeminin altı aydan fazla olduğu, işveren vekili veya yardımcısı konumunda bulunmadığı ve çalıştırılan işçi sayısında ihtilaf olmadığı görüldüğünden, işe iade davası açılabilmesi için ön koşullar oluşmuştur.
Davacı vekili kararın infaza elverişli olmadığı, davalıların işe iade kararının mali sonuçlarından birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmüştür.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesi şöyledir:
“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
- a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
- b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
- c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
- d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
- e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. “
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK’nın 297 nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre hükmün sonuç kısmındagerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi ve infaza elverişli olması gerekir.
Anılan düzenlemeye göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup bu kısım hükmün gerekçe bölümüdür.
Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Mahkeme, kararını özellikle dava dilekçesindeki taleplere göre verir. HMK’nın 297 nci uyarınca talep sonucu olarak gösterilen hususların tek tek karara bağlanması zorunludur.
Hüküm sonucu, somut talep hakkında mahkemenin nihai kanaatini oluşturan, duruma göre kesin hüküm teşkil edecek ve (eda hükümleri bakımından) zorla yerine getirilecek (cebri icraya konu teşkil edecek) olan kısmını oluşturmaktadır. Bu nedenle hüküm sonucunun açık olarak yazılması gerekir. Hüküm sonucu, hüküm fıkrası olarak da ifade edilmektedir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait bir söz tekrar edilmeksizin istem sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. (Murat Atalı, Pekcanıtez Usûl, C.III, İstanbul, Onbeşinci Bası, 2017, s. 1988).
Somut olayda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de davacının hangi davalıdaki işine iadesine karar verildiğinin belirtilmediği gibi işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin hangi davalıdan ya da davalılardan tahsili gerektiğinin tespitine dair bir karar verilmediği ve hükmün infaza elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
Davacı davalı belediyeye ait işyerinde davalı şirkete bağlı olarak çalıştığı, davalı şirketin belediyeye ait bir şirket olduğu, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunması nedeniyledavacının davalı şirket nezdindeki işine iadesine ve davalıların işe iade kararının mali sonuçlarından müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerektiğinden davacı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmüştür.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.
4857 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca, aynı kanunun 18. maddesi kapsamında kalan işçinin iş sözleşmesini geçerli nedenle feshetmek isteyen işveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak, fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Yazılı şekil, ayrıca açıklık, aleniyet ve ispat fonksiyonunu haizdir. Yazılı şekil şartına uymamak feshi geçersiz kılar.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/2 maddesi uyarınca “feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir”. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, davalı işverence her ne kadar davacı işçinin işveren ve işveren vekillerinin şeref ve haysiyetine yönelik sosyal medya paylaşımları yaptığı ileri sürülmüş ise de bu iddianın kanıtlanamadığı anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davalı şirket ile Hizmet İş Sendikası arasında TİS imzalandığı ve davacının da sendika üyesi olduğundan davacının TİS hükümlerinden yararlanmasında isabetsizlik olmadığı, yine belediye bütçesinin %40’tan fazlasının personel giderlerine harcanıp harcanmamasının işçilere karşı ileri sürülemeyeceği açık olduğundan bu istinaf talebi de yerinde değildir.
Yukarıda açıklandığı üzere davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın ortadan kaldırılması gerekmekte olup bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına ilk derece mahkemesi kararı yerine geçmek üzere; yeniden hüküm kurulması gerektiği sonucuna ulaşılarak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
II-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak üzere ORTADAN KALDIRILMASINA,
III-Davanın KABULÜ ile;
1–İşverence yapılan feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının davalı Salar Bel Taşımacılık Temizlik İnşaat Taahhüt Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketine ait işyerindeki işine İADESİNE,
2–Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı Salar Bel Taşımacılık Temizlik İnşaat Taahhüt Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketince süresi içinde işe başlatılmaması halinde davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi ve fesih nedeni göz önünde bulundurularak takdiren 5 aylık 205.809,75 TL brüt ücreti tutarı olarak BELİRLENMESİNE,
3–Davacının süresi içerisinde işverene başvurması halinde mahkeme kararının kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre içinde en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları olarak brüt228.513,40 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak kendisine ödenmesi gerektiğinin TESPİTİNE,
4-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 harçtan peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafından yatırılan 427,60TL peşin harç ile 427,60TL başvurma harcı olmak üzere toplam 855,20TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacıtarafın bu yargılama nedeni ile yapmış olduğu toplam 3.961,00 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
9-Suç üstü ödeneğinden karşılanan 2.200,00TL arabuluculuk giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,
10-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde ilgisine göre taraflara iadesine,
III-İstinaf giderleri açısından;
a- Davalılardan alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL’nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davalılardan ayrı ayrı tahsili ile hazineye gelir kaydına,
b- Davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
c-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde iadesine,
d-Davacı tarafça yatırılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvuru harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
e-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
f-HMK’nun 333. maddesi uyarınca kullanılmayıp kalan gider avansının olması durumunda sarf edene iadesine,
g-Kararın taraflara tebliği ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işleminin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/a maddesi ile 4857 sayılı İş Kanununun 20/3. Maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 16/01/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.