KESİNLEŞEN HİZMET TESPİT DAVASINDA KIDEM SÜRRESİNİN VE ÜCRETİN BELİRLENMİŞ OLMASI

SAYILAR

Esas No : 2026/2985
Karar No : 2026/5719
Tarihi : 16.06.2026
İlgili Kanun/Madde : 4857 S. İşK/17 1475 S. İşK/14
Yargı Yeri: T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ

Ek Başlıklar :

 

  • KESİNLEŞEN HİZMET TESPİT DAVASINDA KIDEM SÜRRESİNİN VE ÜCRETİN BELİRLENMİŞ OLMASI
  • HİZMET TESPİTİ DAVASININ KIDEM TAZMİNATI DAVASINDA KESİN DELİL NİTELİĞİNDE VE BAĞLAYICI OLDUĞU

Tam Metin

ÖZETİ: Hizmet tespiti davasında verilen ve temyiz incelemesinden geçmekle kesinleşmiş olan karar, alacak davasında hükmolunacak hakların hesap unsuru olan hizmet süresi ve ücret verileri bakımından hakimi bağlayıcı nitelikte kesin delil teşkil ettiğinden, talep konusu hak ve alacakların bu verilere dayalı şekilde hüküm altına alınması zorunludur.

Hâl böyle iken; kesinleşen hizmet ve ücret tespit davası ile davacının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen süreler dışında çalıştığını ispatlayamadığı ve asgari ücretle çalıştığı belirlenmiş olup somut uyuşmazlıkta hizmet tespit davası hükmünün alacak davası bakımından kesin delil niteliğinde olup bağlayıcı mahiyette olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde verilen karar hatalı bulunmakla talep edilen alacakların hizmet döküm cetvelinde gözüken hizmet süresi ile sınırlı ve asgari ücret seviyesinden yeniden hesaplanarak değerlendirme yapılmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

  1. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız nedenle feshedildiğini, davalı işyerinde 2002 yılından itibaren çalışmasına rağmen sigortasının geç bildirildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili, yeni iş arama izin ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

  1. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili işyerinde 2010-2014 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığını, yasal hakları verilerek iş sözleşmesinin sona erdirildiğini ödenmeyen ücret alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iş bu dosyada hizmet tespit dosyasının bekletici mesele yapıldığı, söz konusu dosyanın kesinleşmesiyle yargılamaya devam olunduğu, adı geçen dosyanın feragat nedeniyle reddedilmiş ve kesinleşmiş olduğu, davacının davalı iş yerinde 10 yıl 9 gün çalıştığı, dosya kapsamı tanık beyanları ve emsal ücret araştırması dikkate alınarak asgari geçim indirimi dâhil net ücretinin 1.200,00 TL olduğu, davalı işyerinin taşındığı, söz konusu iş yerinin davacının evine uzak olduğu bu nedenle yapılan teklifin samimi olmadığı kanaatine varılmakla kıdem tazminatı talebinin kabulü gerektiği, yeni iş arama izni talebi bakımından söz konusu sürenin davalı tarafça kullandırıldığına ilişkin delil sunulmadığı, ödenmeyen yıllık ücretli izin ile ücret alacaklarının da bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

  1. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

  1. TEMYİZ
  2. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde;

  1. Kısmi ve belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığını,
  2. İşyerinin taşındığını, yeni adreste çalışmak istememesi üzerine iş sözleşmesinin feshedildiğini, yasal haklarının kullandırıldığını,
  3. İşten ayrıldığı tarihte brüt 1.134,00 TL ücretle çalıştığını,
  4. İddia edilen çalışma koşullarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapıldı ise fazla çalışma karşılığı ücretlerinin kendisine ödendiğini,
  5. Yıllık izin ve iş arama izninin kendisine kullandırıldığını,
  6. Tüm ücretlerinin ödendiğine dair ibraname imzaladığını
  7. Davacının davalı işyerinde01.05.2010-30.11.2014 tarihleri arasında çalıştığını ileri sürmüştür.
  8. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, davacının çalışma süresi, ücret seviyesi, kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamadığı, talep edilen işçilik alacaklarının hesaplanması ve ispatına ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Bekletici Sorun” kenar başlıklı 165. maddesinin ilgili bölümünde; “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir….” hükmü mevcuttur.

Bir davadaki asıl sorun hakkında karar verilebilmesi için daha önce çözülmesi gereken bir sorunun başka bir mahkeme tarafından başka bir davada karara bağlanması gereken hâllerde bekletici mesele söz konusu olur

Somut uyuşmazlıkta, eldeki eda davası bakımından sonucu bekletici mesele yapılmış olan hizmet süresi ve ücret tespitine ilişkin İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesinin 2016/647 Esas, 2022/378 Karar sayılı dosyasında davacının davalı işyerinde Ocak 2002 ile 30.11.2014 tarihleri arasında askerlik dönemi dışında kesintisiz ve sürekli çalışmasına rağmen eksik gün ve kazanç bildiriminde bulunulduğu ve son ücretinin asgari geçim indirimi dahil net 1.200,00 TL olduğunu iddia ederek gün ve kazançlarının tespitini talep ve dava ettiği,  yapılan yargılama neticesinde; “Tanıklar davacının 2002-2003 yıllarında işe başladığını beyan etmekle birlikte net tarih verememişlerdir. Davacı tanıkları davacının maaşı hakkında net söylemleri bulunmamaktadır. Yanı sıra özellikle bordro tanıkları ve davacının ağabeyi olan bordro tanığı Akın TUNCER kendisinin ve davacının ücretinin asgari ücret seviyesinde olduğu beyanı dikkat çekicidir. Bir kısmının elden, bir kısmının banka üzerinden alınan ücretlerin elden alınanlarının avans mı yoksa fazla çalışma ya da vs. ücret mi olduğu, Bankaya gönderilenin avans artığından ibaret olup olmadığı hususu netlik kazanmamıştır. Yukarıda anlatılan ve tespit edilen hususlar dikkate alındığında davanın gün ve kazanç tespiti bakımından tanık beyanları ile her türlü kuşku ve şüpheden uzak olmadığı ve bu hali ile ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından istinaf edilmesi sonrasında davacı vekili tarafından 22.09.2023 günlü dilekçe ile istinaf talebinden feragat ettiğinin bildirilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 30.11.2023 tarihli ve 2023/2109 Esas, 2023/3036 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve hükmün taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 30.11.2023 tarihinde kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.

 

Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar; ikrar, senet, yemin ve kesin hükümdür. (Hukuk Genel Kurulu 24.12.2014 tarihli ve 2014/17-1656 Esas, 2014/1099 Karar sayılı kararı) Bu delillere dayandırılan vakıaları hakim ispat edilmiş olarak kabul etmek zorunluluğundadır.

6100 sayılı Kanun’un “İlâmların ve resmî senetlerin ispat gücü” başlıklı 204/1. maddesinde “İlâmlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar.” ve aynı Kanun’un  “Kesin hüküm” başlıklı 303/1.maddesinde; “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” hükümleri yer almaktadır.

Hizmet tespiti davasında verilen ve temyiz incelemesinden geçmekle kesinleşmiş olan karar, alacak davasında hükmolunacak hakların hesap unsuru olan hizmet süresi ve ücret verileri bakımından hakimi bağlayıcı nitelikte kesin delil teşkil ettiğinden, talep konusu hak ve alacakların bu verilere dayalı şekilde hüküm altına alınması zorunludur.

Hâl böyle iken; kesinleşen hizmet ve ücret tespit davası ile davacının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen süreler dışında çalıştığını ispatlayamadığı ve asgari ücretle çalıştığı belirlenmiş olup somut uyuşmazlıkta hizmet tespit davası hükmünün alacak davası bakımından kesin delil niteliğinde olup bağlayıcı mahiyette olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde verilen karar hatalı bulunmakla talep edilen alacakların hizmet döküm cetvelinde gözüken hizmet süresi ile sınırlı ve asgari ücret seviyesinden yeniden hesaplanarak değerlendirme yapılmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

  1. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

  1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
  2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.