ÖZETİ İşverence feshin hemen ardından çıkarılan tüm işçilere iş sözleşmelerinin feshedildiği bildirilmiş ve arabulucunun ofisinde belirlenecek tarihte hazır bulunmaları istenmiştir. Aynı gün sırasıyla 10 ila 18 işçi arabulucunun huzurunda hazır olan tutanakları imzalamış ve her biri içeride yalnızca yaklaşık 5 dakika kalmıştır. Tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere bu süreçte hazır belgeler ya imzalanmış ya da imzalanması reddedilmiş; taraflar arasında usul ve kanuna uygun bir ihtiyari arabuluculuk faaliyeti yürütülmemiş, herhangi bir müzakere süreci işletilmeksizin arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmiştir. Böyle bir durumda anlaşma belgesi veya son tutanağın iptali istemi, 1 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılması koşuluna da bağlı değildir.
Diğer yandan, dava konusu tazminat ve alacaklar yönünden arabuluculuk süreci başlamadan önce taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna yönelik dosyada herhangi bir delil mevcut değildir. Aksine, mevcut belgelere göre taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca haklı nedenle fesih iddiası ile kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi çelişkili bir durumdur.
Açıklanan sebeplerle; 27.09.2024 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi niteliğinde olmadığı anlaşıldığından davanın kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2021/7 döneminden 20.09.2024 tarihine kadar davalı işyerinde çalıştığını, davalı Şirketin 20.09.2024 tarihinde yemekhanede yaptığı genel bir toplantıda iş sözleşmesinin sonlandığını öğrendiğini, işveren yetkililerinin kendilerini bir arabulucunun arayacağını söylemeleri üzerine işyerini terk etmeleri istenerek hiçbir sebep bildirilmeden iş sözleşmesinin feshedildiğini, Arabulucu Y.O.A’nun davacıyı arayarak kendisini 27.09.2024 tarihinde arabuluculuk toplantısına davet ettiğini, davacı toplantıya gittiğinde 29 işçi ile 15’er dakikalık arabuluculuk yaptığını tespit ettiğini, davacı, Arabulucu ve işveren vekili Av. S.K’nın olduğu odaya alındığını ve önceden hazırlanmış olan 50 sayfayı imzalaması gerektiğinin belirtildiğini, hiçbir aydınlatıcı bilgilendirme yapılmadığını, hukuki destek alabileceği yönünde, kendisinin hesaplama yaptırabileceği yönünde veya tutarları kontrol edebileceği yönünde bir konuşma olmadığını, tamamen baskı altında sürecin yönetildiğini, imzalamadığı takdirde ne olacağını sorması üzerine kendisine hiçbir hak ve tazminat alamazsın dendiğini, arabulucunun tarafsızlığını yitirdiğini, anlaşma belgesi incelendiğinde, “İşe İade Talebi, İşe Başlatmama Tazminatı, Boşta Geçen Süre Ücreti, Yıllık İzin Alacağı Ücret, İkramiye, Prim, Fazla Çalışma Ücreti Alacağı, Dinî ve Millî Bayram ile Genel Tatil Ücreti, Hafta Tatil Ücreti, Sosyal Haklar, Hayat Sigortası, Sağlık Sigortası, Asgari Geçim İndirimi, Eğitim Parası, Çocuk Parası, İlave Tediye Alacağı, Bakiye Süre Ücret Alacağı, Cezai Şart Alacağı, Transfer Ücreti, Yarım Ücret Alacağı, İş Arama İzin Ücreti, Yol Ücreti, Yemek Ücreti, Kötü Niyet Tazminatı, Haksız Fesih Tazminatı, Ayrımcılık Tazminatı, Maddi Tazminat, Manevi Tazminatın olmadığı… Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı ve Fazladan Kullanılan İzin Kesintisi hususlarında anlaştıklarının yazılı olup bu tutarlar toplamının ise 104.336,33 TL olduğunun” yazılı olduğunu, arabuluculuk ücretinin hiç yazılmadığını, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre arabuluculuk ücretinin yazılmamasının başlı başına iptal sebebi olduğunu, hatta arabuluculuk ücretinin stopajı tutarının dahi net olarak belirtilmesi gerektiğini, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları uyarınca, konusu, mevzusu ve hukuku hatta davaları dahi farklı olan (işe iade, kıdem ve ihbar tazminatı) işçilik alacaklarının tek bir arabuluculuk ile yürütülmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, işe başlama tarihine emeklilik sonrası tarihin yazıldığını, davacının 150.000,00 TL’den fazla kıdem tazminatı, 90.000,00 TL’ye yakın ihbar tazminatı alacağı bulunduğunu, 240.000,00 TL yerine 104.336,33 TL’ye anlaşma yapılmasının ve sadece bu kalemler için 140.000,00 TL’ye yakın bir tutardan feragat edilmesinin beklenemeyecek bir durum olduğunu, güçlü olan işverenin aşırı faydalanmasına sebep olduğunu, işe iade hususunda boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı düşünüldüğünde 304.000,00 TL’den veya anlaşma olduğu düşünülse yaklaşık 230.000,00 TL’den feragat etmesi anlamına geldiğini, davacının zararının 350.000,00 TL olduğunu, aşırı yararlanma nedeniyle iptal kararları verildiğini, anlaşma belgesinin irade sakatlığı nedeniyle iptali gerektiğini, tutanağın 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun) ve Yönetmeliğine aykırı olduğunu, müzakere sonucu olmadığını, hazır belgelerin imzalatıldığını, özel hükümsüzlük sebepleri de bulunduğunu beyanla arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
- CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; iddiaların asılsız olduğunu, davacı ile yapılan arabuluculuk görüşmelerinin, “23 Nisan Mah. 241. Sok. Meriç Plaza K:2 No:22/5 Nilüfer/Bursa” adresinde faaliyet gösteren bir arabuluculuk merkezinde gerçekleştirildiğini, davacının da Arabulucu görüşmelerinin yapıldığı yere kendi imkânlarıyla gelerek toplantıya katıldığını, özel bir odada toplantı yapıldığını, davalının sektörün önde giden firmalarından olduğunu, yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iddia, savunma ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, ihtiyari arabuluculuk başvuru formunda davacının imzasının olmadığı, arabulucu seçimi yapmadığı ve yargılama sırasında dinlenen tanıklardan H.A’nın çalışanlara iş bitimi nedeniyle iş sözleşmelerinin sonlandırılması işlemleri sırasında birtakım evraklar imzalatılmak istendiğini ve kendilerinin arabuluculuk süreci için avukat tarafından aranılacaklarının söylendiğini belirttiği; ayrıca taraflar arasında düzenlenen 2024/540853 No.lu ihtiyari arabuluculuk tutanağının incelenmesinde ”… Taraflar müzakereler sonucunda anlaşmaya varmışlardır. Taraflar, karşı taraf M. O.’nun başvurucu şirketteki 23.03.2023-20.09.2024 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin İş Akdinin İşveren tarafından sonlandırılması, İşe İade Talebi, İşe Başlatmama Tazminatı, Boşta Geçen Süre Ücreti, Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Yıllık İzin Ücreti Alacağı, Ücret, İkramiye, Prim, Fazla Çalışma Ücreti Alacağı, Dinî ve Millî Bayram ile Genel Tatil Ücreti, Hafta Tatil Ücreti, Sosyal Haklar, Hayat Sigortası, Sağlık Sigortası, Eğitim Parası, Çocuk Parası, İlave Tediye Alacağı, Bakiye Süre Ücret Alacağı, Cezal Şart Alacağı, Transfer Ücreti, Yarım Ücret Alacağı, İş Arama İzin Ücreti, Yol Ücreti, Yemek Ücreti, Kötü Niyet Tazminatı, Haksız Fesih Tazminatı, Ayrımcılık Tazminatı, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat hususlarında anlaştıklarını beyan ettiler ve son tutanağa böyle geçsin dediler. …” şeklinde olduğu, taraflar arasındaki anlaşmanın kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin olmasına rağmen davacının yukarıdaki tüm alacak kalemlerinden feragatini içerir şekilde mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığı anlaşılmakla 6325 sayılı Kanun hükümleri dikkate alındığında, yapılan işlemlerin geçerli bir ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceği, Kanun hükümlerine göre usulüne uygun bir başvuru ve bilgilendirme olmadığı, arabuluculuk görüşmelerinin hiç yapılmadığı, mevzuat hükümleri çerçevesinde geçerli bir tutanak düzenlenmediği, davalıların fesih iradesini gizlemeye, ibra niteliği kazandırmaya veya işçinin dava açmasını engellemeye yönelik anlaşma belgesi olduğu ve bu hâliyle 6325 sayılı Kanun’un düzenlemelere uygunluğunun bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu Ankara Arabuluculuk Bürosunun 2024/540853 arabuluculuk No.lu ihtiyari arabuluculuk son tutanağının iptaline karar verilmiştir.
- İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince “… iptali talep edilen ihtiyari arabuluculuk tutanağının başvuru formunda davacının imzası olmadığı, tanık beyanlarına göre iş bitimi nedeniyle hizmet akitleri sonlandırma işlemleri sırasında bir takım evrakların imzalatılmak istendiği, arabuluculuk süreci içinde avukat tarafından aranacaklarının söylendiği, tutanağın incelenmesinden davacının bir kısım işçilik alacaklarından feragat ettiği, sadece kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin miktarın belirtildiği, bu feragatlar nedeniyle mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığı, yapılan faaliyetin ihtiyari arabuluculuk faaliyeti olarak nitelendirilemeyeceği …” gerekçesi ile taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmişse de bu kararın hatalı olduğu, davalı işyerinde çalışan işçiler tarafından açılan Bursa 8. İş Mahkemesinin 2024/423 Esas sayılı dosyasında davacı tanığı olarak dinlenen H.D’nin beyanında davacı ile birlikte aynı zamanda işten çıkarıldıklarını, 20-25 kişi bir salona toplanarak iş sözleşmesinin feshine ilişkin bildirgenin imzalanmasının istendiğini, kendisinin imzalamadığını, cuma günü işten çıkarıldıklarını, hafta sonundan sonraki pazartesi ya da salı günü Bursa Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda bulunan arabuluculuk bürosunda işten çıkarılanların %80’inin arabulucu ile görüşme yaptığını, herkesin tek tek sıra ile odaya çağrıldığını, oda da avukat ve arabulucu bulunduğunu, kendilerine kâğıt vererek “Bu kâğıtları imzalayın.” diye beyanda bulunduklarını, kendisinin bu kâğıdı imzalamadığını ve hâlen işe iade davasının devam ettiğini, kâğıdı imzalayınca davalı Şirketle bağlarının kesileceği ve haklarını alacaklarının söylendiğini, çoğu çalışanın bu kâğıdı imzaladığını belirttiği; Bursa 2. İş Mahkemesinin 2024/460 Esas sayılı dosyasında 2. duruşmada davacı tanığı H.A’nın aynı süreci anlatarak kendisinin arabulucuda belgeyi imzaladığını, arabulucu veya Şirket avukatı tarafından belgeyi imzalama konusunda herhangi bir baskı yapılmadığını, belgeyi okumasına izin verildiğini, birlikte çalıştığı arkadaşı M.A’nın belgeyi imzalamadığını belirttiği; dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamında taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk görüşmesinde gerek arabulucu gerekse davalı Şirket avukatı tarafından işten çıkarılan işçilere baskı yapılmadığı, sadece kıdem ve ihbar tazminatının ödeneceği belirtilerek miktarların yazıldığı, davacının “Okudum anladım.” diyerek tutanağı imzaladığı ve tutanakta kıdem ve ihbar tazminatının yazılı bulunduğu, görüşme yapılan bir kısım işçilerin tutanağı imzalamayarak davalı Şirket hakkında işe iade davası açtıkları, hâlen yargılamaların devam ettiği, davacının bu tutanağı baskı altında ve aşırı yararlanma hâli dikkate alınarak imzaladığı iddiası ispat edilemediğinden 6325 sayılı Kanun gereğince ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olduğu; bu nedenle davanın reddi gerekirken kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b(2) hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmünün ortadan kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
- TEMYİZ
- Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
- İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçersiz olduğunu, arabulucu tarafından bilgi verilmeksizin hazır evrakı imzalamasının istenildiğini,
- Arabulucu tarafından müzakere sürecinin yönetilmediğini, önceden hazırlanmış evrakı imzaladığını,
- Arabuluculuk belgesinin işçi aleyhine işveren lehine aşırı yararlanmaya yol açan bir belge olarak tanzim edilmiş olduğunu,
- Arabuluculuk belgesi 27.09.2024 tarihi olduğu hâlde işten ayrılış bildirgesinin 30.09.2024 tarihinde verildiğini ileri sürmüştür.
- Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.
Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.
Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun’un 2/1-(b) hükmünde, “Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini…” olarak tanımlanmıştır. Uyuşmazlık ise tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri çıkar aykırılığından doğan ve özel hukuktan kaynaklanan her türlü anlaşmazlıktır.
Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir (Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; Emel Badur, “Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.66-67; Mine Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.16). Söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344).
Öğretide de arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar (ya da yasal veya iradi temsilcileri) ve arabulucu tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır.
Borçlar hukuku sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinde bulunması gereken esaslı unsurlardan ilki, bu anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olmasıdır (Badur, s. 59). Tarafların kendi aralarında gerçekleşen bir müzakere veya görüşme sonucunda anlaşmaya varılması üzerine anlaşma belgesinin arabulucu tarafından imzalanması hâlinde kanuna uygun bir arabuluculuk faaliyetinden söz edilemez. Keza arabuluculuk faaliyeti sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden faaliyetin sona ermesine kadar ki tüm süreci ifade eder. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Kanuna uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir. İşçinin arabuluculuk faaliyetinin hiç gerçekleşmediği veya usulüne uygun olarak gerçekleştirilmediği yönündeki iddiası, bu ilke ve esaslar ile birlikte somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle araştırılmalıdır. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygun olarak yürütülmediği sonucuna varıldığı takdirde arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşen bir anlaşmadan söz edilemez. Bu hâlde anlaşma belgesinin iptaline karar verilmelidir.
Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. 6325 sayılı Kanun’un 18/1 hükmüne göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Kanun’un 17/2 hükmünde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.
Tarafların hangi konularda, hangi ölçüde ve koşulda anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun’un 18/4 hükmünün uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu ifade edilmektedir. Aynı maddenin beşinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı vurgulanmıştır.
Her iki düzenleme, arabuluculuk faaliyeti sonucunda varılan anlaşmanın asgari unsurlarının tespit edilebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. 6325 sayılı Kanun’un 18. maddesinin gerekçesinde de “… arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında ‘anlaşılan hususların net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır.” denilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.
Bu bakımdan anlaşılan hususlarda dava açılamayacağına ilişkin kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlayıcı bir düzenleme olduğundan, dar yorumlanmalıdır. Anlaşma belgesinden, anlaşılan hususların açık ve net bir şekilde belirlenememesi hâlinde, arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sona ermediği kabul edilmelidir.
Belirtmek gerekir ki maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının buluşması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda elde edilen ilâm niteliğindeki anlaşma belgesi maddi anlamda kesin hüküm olmadığından, tarafların kesin hükümsüzlük, aşırı yararlanma, yanılma, aldatma, korkutma, sahtelik iddiası gibi hâllerde anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri sürmesi mümkündür (Akkan, s. 22-23). İrade fesadı iddiasıyla arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalinin talep edilmesi hâlinde, yanılma ve aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde iptal iradesinin ileri sürülmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.
Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul şekildir. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelenebilmesi için, 6325 sayılı Kanun’da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma tutanağında (belgesinde), arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun imzasının bulunmadığı tutanak, arabuluculuk anlaşma tutanağı değil ancak taraflar arasında genel hükümlere göre düzenlenmiş bir adi yazılı sözleşme niteliğinde olacaktır. Böyle bir anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi verilmesine konu edilemez (Hıdır Kırkıcı, “İş Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk ve Arabuluculuk Tutanakları”, İzmir Barosu Dergisi, Mayıs 2020, 309).
Dairemize intikal eden dosyalardan, taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmamasına rağmen, işverence başlatılan arabuluculuk süreci sonunda anlaşma belgesi düzenlenmesi şeklinde bir uygulamaya sıklıkla başvurulduğu anlaşılmaktadır. 6325 sayılı Kanun’un 1. maddesinde arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun ön koşuludur. Ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla düzenlenen son tutanağın veya anlaşma belgesinin, 6325 sayılı Kanun’un 18/5 hükmünde öngörülen bir belge anlamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Taraflar arasında 6325 sayılı Kanun’un 18/5 hükmü kapsamında bir anlaşmanın varlığından söz edebilmek için ise öncelikle bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması ve bundan sonra arabulucuya başvurulmuş olması gerekmektedir. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanun’un 1/2 hükmünde de ifade edildiği üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için, taraflardan birinin diğer tarafa karşı alacak, tazminat ve işe iade gibi bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir.
Örneğin; henüz iş sözleşmesinin sona ermediği durumda, taraflar arasında kıdem tazminatına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığından, kıdem tazminatına ilişkin 6325 sayılı Kanun anlamında bir anlaşmanın varlığından da söz edilemez (Dairemizin aynı yöndeki 07.02.2022 tarihli ve 2021/12911 Esas, 2022/1387 Karar sayılı kararı). Yine işçinin fazla çalışma alacağının ödenmesi yönünde bir talepte bulunmadığı ya da yapılmak istenen ödemeyi reddetmediği; bir diğer ifadeyle taraflar arasında bu konuda henüz bir uyuşmazlık çıkmadığı hâlde, başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemez.
Diğer yandan, 6325 sayılı Kanun’un açıkça hukuk uyuşmazlıklarının çözümü için öngördüğü bu yöntemin amacına uygun kullanılması gerekir. Bir hakkın amacına aykırı kullanılması, bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre de hakkın kötüye kullanımı niteliği taşır. Bu nedenle arabuluculuk, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi ve feshin sonuçlarına ilişkin muhasebe işlemlerinin yapılması için bir araç olarak kullanılamaz. Başka bir anlatımla; arabuluculuk sistemi, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi veya iş sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin ödeme belgelerinin düzenlenmesi amacıyla kullanılacak bir yöntem değildir. Belirtmek gerekir ki ortada bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde, iş sözleşmesinden doğan borcun ifasına yönelik işlemlerin arabulucu önünde yapılması gerekmez. Salt ödemeyi belgelendirmek amacıyla yapılan bu uygulama, bir uyuşmazlığı çözmeye yönelik bir yöntem değil; aksine işverenin borcu ifa işlemine, arabuluculuk anlaşma belgesi niteliği kazandırmak amacıyla başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki Türkiye Arabulucular Etik Kurallarının (Etik Kuralları) 5/6 hükmü uyarınca arabulucu da, arabuluculuk sürecinde arabuluculuktan başka bir uyuşmazlık çözüm yöntemini yürütemez. Arabuluculuk mevzuatından kaynaklanan avantajları kullanmak amacıyla herhangi bir çözüm yolunu arabuluculuk olarak adlandıramaz. Esasen arabulucunun görevi de taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın bulunmasına bağlı olup, ortada 6325 sayılı Kanun’un 1/2 hükmü anlamında somut bir uyuşmazlık yoksa arabulucu, Etik Kuralları gereğince, arabuluculuk faaliyetini sürdürmemelidir.
Hiç kuşkusuz arabulucu önünde yapılan anlaşmada, ibraya ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Aksi kabulde arabulucu önünde tarafların anlaşması imkânsız hâle gelir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 18/5 hükmünde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı öngörülmüş olup buna göre ibraya ilişkin düzenlemelerden hareketle arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerliliği değerlendirilemez (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.02.2022 tarihli ve 2022/436 Esas, 2022/1380 Karar sayılı kararı).
Ancak bu kabul şekli, sadece usulüne uygun gerçekleştirilmiş olan bir arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen bir son tutanak veya anlaşma belgesinin varlığı hâlinde mümkündür. Çünkü ibraya ilişkin hükümlerin emrediciliği karşısında, bu hükümleri devre dışı bırakacak bir anlaşma belgesinin de Kanun’un öngördüğü kurallar çerçevesinde yürütülen arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenmiş olması gerekir. 6325 sayılı Kanun’un 18/5 hükmü kapsamında bir anlaşma söz konusu değilse, somut olayın özelliğine göre, 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesindeki koşulların veya ifaya ilişkin hükümlerin göz önünde bulundurularak sonuca gidilmesine bir engel bulunmamaktadır.
Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemine ilişkin bir davada iddia, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı yönünde ise, anlaşma belgesinin iptali için davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması şartı aranmaz.
Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında davalı işverenin başvurusu üzerine 27.09.2024 tarihinde ihtiyari arabuluculuk süreci başladığı ve aynı gün anlaşma belgesi düzenlendiği görülmektedir. Arabuluculuk anlaşma belgesinde ise; “İşe İade Talebi, İşe Başlatmama Tazminatı, Boşta Geçen Süre Ücreti, Yıllık İzin Alacağı Ücret, İkramiye, Prim, Fazla Çalışma Ücreti Alacağı, Dinî ve Millî Bayram ile Genel Tatil Ücreti, Hafta Tatil Ücreti, Sosyal Haklar, Hayat Sigortası, Sağlık Sigortası, Asgari Geçim İndirimi, Eğitim Parası, Çocuk Parası, İlave Tediye Alacağı, Bakiye Süre Ücret Alacağı, Cezai Şart Alacağı, Transfer Ücreti, Yarım Ücret Alacağı, İş Arama İzin Ücreti, Yol Ücreti, Yemek Ücreti, Kötü Niyet Tazminatı, Haksız Fesih Tazminatı, Ayrımcılık Tazminatı, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat alacağının olmadığı …. Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı ve Fazladan Kullanılan İzin Kesintisi hususlarında anlaştıklarının yazılı olup bu tutarlar toplamının ise 104.336,33 TLolduğu” belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacının iş sözleşmesinin 20.09.2024 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II hükmü gereğince tazminatsız olarak feshedildiği anlaşılmaktadır. İşverence feshin hemen ardından çıkarılan tüm işçilere iş sözleşmelerinin feshedildiği bildirilmiş ve arabulucunun ofisinde belirlenecek tarihte hazır bulunmaları istenmiştir. Aynı gün sırasıyla 10 ila 18 işçi arabulucunun huzurunda hazır olan tutanakları imzalamış ve her biri içeride yalnızca yaklaşık 5 dakika kalmıştır. Tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere bu süreçte hazır belgeler ya imzalanmış ya da imzalanması reddedilmiş; taraflar arasında usul ve kanuna uygun bir ihtiyari arabuluculuk faaliyeti yürütülmemiş, herhangi bir müzakere süreci işletilmeksizin arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmiştir. Böyle bir durumda anlaşma belgesi veya son tutanağın iptali istemi, 1 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılması koşuluna da bağlı değildir.
Diğer yandan, dava konusu tazminat ve alacaklar yönünden arabuluculuk süreci başlamadan önce taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna yönelik dosyada herhangi bir delil mevcut değildir. Aksine, mevcut belgelere göre taraflar arasında arabuluculuk faaliyeti başlamadan önce herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca haklı nedenle fesih iddiası ile kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi çelişkili bir durumdur.
Açıklanan sebeplerle; 27.09.2024 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi niteliğinde olmadığı anlaşıldığından davanın kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
- KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.